Abimm: Mirasa Sahip Çikmak...
Arif ve Çetin'in, iyi niyetli başlayan yolculukları, her kilometre başında samimiyetini biraz daha yitiriyor ve yolun sonuna gelindiğinde (eğer ağlamayı başarabilmişseniz)
Arif ve Çetin'in, iyi niyetli başlayan yolculukları, her kilometre başında samimiyetini biraz daha yitiriyor ve yolun sonuna gelindiğinde (eğer ağlamayı başarabilmişseniz) bir kaç damlaya tekabul eden bir "miras" koyuveriyor önünüze.
Eğer ki “Abimm” hakkındaki yazımı sıcağı sıcağına yazmış olsaydım , o yazının iyi niyetliliği şaibeye olabildiği kadar göz kırpardı buna eminim! Neden mi? Öncelikle sinema salonunda filmden ötürü oldukça gerildiğimi ve film bittiğinde dışarı çıktığım vakit içime çektiği havanın, yanan ciğerlerimi söndürmeye yetmediğini ilk bahane olarak sunabilirim önünüze. Bu bakımdan filmi, bir günün evrelerine bile benzetebilirim. Şafak söker. Güneş yükselir... Bir noktadan sonra ışık gücünü yitirir ve renkler yavaş yavaş karanlığa gömülür. Bu sebeple alacakaranlıkta evlerimize çekiliriz öyle değil mi?
“Abimm”de de yukarıda saymış olduğum evreleri gözlemleyebilmek mümkün. Başlangıçta ciddiyet ile uzaktan yakından alakası olmayan, elindeki en ufak malzemeyi bile güldürü namına kullanmaya çekinmeyen bir film. Fakat yavaş yavaş filmin "rengi" kızıla bürünmeye başlıyor ve karanlığa gömülmesi de uzun sürmüyor. Benim gerildiğim kısım ise alacakaranlığın o kızıl rengi tam olarak örtememesi.
Üçkağıtçılığın piri olmuş Çetin ile zeka engelli Arif'in bir nevi yol hikayesi olarak izlediğimiz “Abimm”, bir noktadan sonra malzemesinin büyük bir kısmını Arif üzerinden sağlamaya çalışıyor. Bu noktada Levent Üzümcü'nün hakkını yememek gerekiyor. Zira bu ağırlığı üzerinden kaldırabilmek için çabalıyor kendisi. Şahsi kanaatim kendisinin başarılı olduğu yönünde fakat diğer taraflardan açılan yamaları bir arada tutmaya yetmiyor ne yazık ki bu çaba. Arif'in hikayeye katıldığı nokta suratınızda beliren o tebessüm ilerleyen dakikalarda yerini endişeye bırakmakda fazla gecikmiyor.
“Abimm”in en sinir bozucu noktası, zeka geriliği sebebi ile ölçüsüz davranışlarda bulunan Arif'in elini nereye uzatsa kana bulaması. Üstelik bunu sağlayan teçhizat da Arif'in etrafında dört dönüyor adeta. Kırılan boyunlar, atılan kurşunlar... Arif'in neredeyse bir çeşit tehdit olması bir noktadan sonra canınızı sıkıyor haliyle. Üstelik Çetin'in, Arif'in bu orantısız gücünden yararlanmaya çalışması da ayrı bir mevzu!
Yukarıdaki özellikler bir araya geldiğinde film, salt komedi ya da dram örneğinden ziyade kara-mizah özellikleri barındırıyor içerisinde. Tabi selpak katili sonunu bunun biraz da dışında tutmak gerekiyor. Yol haritasındaki işaretleri takip edecek olursak, Arif ve Çetin'in, iyi niyetli başlayan yolculukları, her kilometre başında samimiyetini biraz daha yitiriyor ve yolun sonuna gelindiğinde (eğer ağlamayı başarabilmişseniz) bir kaç damlaya tekabul eden bir "miras" koyuveriyor önünüze.
Sözün özü, "Abimm", hareketli sezonun vasat bir örneği olmanın ötesine geçemiyor. Hal böyle olunca filmin niteliğinden çok "Rain Man özentisi" olduğu yönündeki sinir bozucu iftiralar ile gündeme geliyor maalesef! Kırmızı Morgan'ı da unutmamak gerek!
Kimler Izlemeli:
- Levent Üzümcü'nün performansını görmek isteyenler...
Kimler Izlememeli:
- Seyircinin iyi niyetini suistimal eden sulugöz sonlara tahammül edemeyenler...
- Bir de kalp rahatsızlığı olanlar :)
Bu yazı toplam 202 defa okundu.