Şiddetin erkeklikle, erkekliğin ise iktidarla bağının açık seçik görülebildiği alan cinsel taciz ve tecavüzdür
Cinsel yönelimlerden sadece biri olmaktan öte anlamı olmaması
gereken erkeklik hali, bu bağla şiddetin asli kaynağı ve üreticisi
konumuna geçer. ‘Erkekçe’, ‘erkek gibi’, ‘delikanlıca’ yapılan her eylem
daha yapılma anında bile biteviye şiddet üretir ve taciz eder. Üstelik
bu taciz sadece kadına yönelmez. Delikanlı erkeklerin tacizi kadına,
eşcinsele, çocuğa, oğlana, yaşlıya, engelliye demem o ki ‘erkek gibi
erkek olmayan’ herkese yönelir. Taciz anında iktidarını kurar ve ‘ben
bilirim’, ‘ben yaparım’ ile yeniden üretir.
Bu erkeklerin sonuncusu Habertürk gazetesinin namlı delikanlı yayın
yönetmeni, Fatih Altaylı erkek şiddetince ne ilk ne de son öldürülen bir
kadının bıçaklanmış bedenini gazetesinin manşetinden ‘çaktı’!
Katilin kadını sırtından bıçaklarkenki delikanlılığına öykünmüş olma
ihtimali yüksek olmalı ki, kendisine yönelik protestolara ertesi gün
‘baya baya t…klı’ bir yanıt attırıverdi. Sarsmak istemiş hepimizi,
rahatsız etmek; öyle üzülüp, bir iki homurdanıp, unutuveriyormuşuz
morarmış göz fotoğraflarını. İşin vahametini beynimize sokmak istemiş.
Öyle bir ‘sokacakmış ki’ bir daha iflah olmayıp kadına yönelik şiddetin
ne kadar büyük bir ‘rezillik’, basit bir göz morartmadan öte bir şey
olduğunu anlayacakmışız. Yazı işleri toplantısında ‘bu kez demokrasi
yok. Bunu basacağız’ demiş. O fotoğrafı ‘vicdanlarımıza basmak için’
basmış. Annesinin fotoğrafı olsa daha büyük basarmış ve 11 yaşındaki
kızı görsün diye de basmış. Breh breh breh!
Babalar tam da öyle yaparlar değil mi? Küçük, güzel, çekirdek
ailelerinde karıları ve çocuklarının kendilerini özgürce ifade edebilme
oyunu oynamalarına babacan babacan müsamaha gösterirler. Ama kafalarında
çizdikleri bir sınırları da vardır elbet. Demokrasi iyidir ama bir yere
kadar iyidir. Kararlarda kendilerinin de sözünün geçtiğini sanmalarında
bir sakınca yoktur ailenin şirin üyelerinin. Zaten o her şeyi bilen
kadiri mutlak baba, aile üyelerini tatlı tatlı yönlendirerek kendisinin
ta baştan verdiği karara onların tartışa tartışa gelmelerinin ve babanın
kararını kendilerinin aldıklarını sanmalarının keyfini çıkarmaktadır.
Arada sırada raydan çıkmaya, babanın iktidarını aşındırmaya kalkan
olursa, nasılsa çözüm basittir; bu kez demokrasi yok!
F. A’ya, gazetesini okuyan ya da görenlere bir meseleyi öğretme
tarzının, kadının sırtına bıçağı saplayan diğer erkeğin ve kendilerinden
güçsüz herkese şiddet, cinsel şiddet uygulayan tüm erkeklerin
tarzlarıyla, aynı olduğunu anlatabilmek mümkün müdür?
Maalesef hayır.
Ha kadının sırtına bıçağı sokmuşsun, ha bizim gözümüze o şiddet
fotoğrafını, iki eylemde aynı erkek iktidarının yansıması. Sen de
kafandaki bir sorunu bildiğin ve işe yarar bulduğun tek yöntem olan
şiddet ve şiddete tanıklık ettirmekle çözmeye kalkıyorsun, dense anlar
mı acaba?
Fotoğrafın alıcısı kim/ler ve fotoğrafa bakınca ne hissetmişlerdir acaba?
İlkin aynı şekilde bıçağı saplayabilecek olanlar. Medyada şiddetin
ayrıntılarıyla verilmesi potansiyel saldırganlarda iki temel etki
yapıyor. Model alma, öykünme ve daha tehlikelisi yapılabilir olduğunu
düşünme yani meşrulaştırma.
Bir dönem İstanbul’daki boğaz köprülerinin intihar ya da ‘intihar
gösterilerinin’ mekânı haline gelmesini medya sağlamıştı. İş o kadar
çığırından çıkmıştı ki, TV kanalları köprülerde düzenli kameraman
bulundurmaya başlamışlardı. Giderek intihar gibi çok ciddi ve can yakıcı
bir ruh ve toplum sağlığı sorunu ‘sabun köpüğü dizisi’ olarak alımlanır
oldu.
Her zaman ciddiye alınması gereken kendi canına kıyma girişimi, kimi
zaman kendini ifade etme yolları tıkananların başvurduğu bir yöntem,
çoğu zaman da ‘içip içip haberlere çıkmak’ isteyenlerin aracı haline
gelmişti.
Ölümü, kendi canına kıyma isteğini bir yandan ucuzlaştırıp, öte yandan
da meşrulaştırıyordu. Borçlarını ödeyemiyor musun? Bak geçen sana
benzeyen biri attı kendisini köprüden ne borç derdi kaldı ne de
üzüntüsü. Hadi sen de yap, başkaları yaptığına göre sen de yapabilirsin.
Bak adam ağzına geleni söyledi, patronuna, eşine, arkadaşına dünyanın
küfrünü salladı, başına toplananlar, polis bile gıklarını çıkaramadılar,
kameralar da kayıttaydı, haberlerde tüm ülkeye yayımladılar.
Sırta saplanan bıçak fotoğrafına bakan olası saldırganları düşünelim.
Vay bee, demek adamı nasıl çileden çıkardı karı kim bilir? Tabi ağbi,
Allah bilir burnundan getiriyordu herifin hayatını, bak bak bi de
boşanmak istemiş! Belki de dostu vardı, belki adamın erkekliğine laf
etti ki adam da cinnet geçirdi bastı bıçağı. Basılır tabi, ekmek bıçağı
mı o? Vay beee, amma da girmiş, kalbini de delip geçmiş midir, yoksa
ciğerlerine mi girmiştir? Kürek kemiğine gelmesin diye ortalamış
herhalde, yoksa öyle hızlı sapladı ki kemiği de mi delip geçti, vay bee,
vay bee!
İkincileyin şiddete maruz kalma olasılığı olanlar. Fotoğrafın neden
olacağı dehşet, şiddete ya da şiddet tehdidine maruz kalan okuyucularda
korkudan başka hangi duyguya yol açabilir ki? Korku, çaresizlik,
sessizlik ve boyun eğmeye giden sürecin tetikleyicisidir.
Kocama, babama, ağbime karşı çıkarsam başıma aynı şey gelebilir. Bak,
kadın, polise de savcıya da şikâyet etmiş ama kimse adamı durduramamış.
Bu erkekler kafalarına koydular mı, onlardan kurtulma/korunma şansı yok.
Bıçak bana da saplanabilir. Öldürsün mü kabulleneyim mi? Beni
kurtarabilecek hiçbir şey yok, kimseye güvenemem çünkü kimse o adamı
durduramamış. Geçen gün dayak yediğimde karakola gitmeyi düşünmüştüm.
Ama bak kadın gitmiş karakola, savcıya da başvurmuş. Bir işe yaramamış.
İyi ki kimseye şikâyet etmedim yoksa dövmekle kalmaz o da beni
öldürebilirdi. Canımı korumak için sözünden çıkmamaktan ve dayağını
sineye çekmekten başka yolum yok.
Cinsel şiddeti ve diğer şiddet eylemlerini sürekli hale getiren, maruz
kalanın çaresizlik içinde suskunlaşmasıdır. Bu suskunluk boyun eğmeyle
sürer. Şiddete maruz kalanın suskunlaşması zayıf olmasından değil, zayıf
bırakılmasındandır. Gerek devlet kurumları gerek aile, çevre,
arkadaşlar herkes şiddete maruz kalanı saldırgan karşısında yapayalnız
bırakırlar. Bu yalnızlaştırma bir güçlü-zayıf yanılsamasına yol açar.
Saldırgan tek başına saldırdığı kişiden sadece fiziksel olarak güçlüdür
aslında. Ama polisi, emniyeti, savcısı, akrabası, mahalledeki
tanıdıklar, gelenek, görenek ve medya hepsi birden aslında saldırganın
yanında yer alarak güç asimetrisinin asli sorumlusu olurlar. Böylece
yalnız ve kimsesiz bırakılan kadın, çocuk, eşcinsel, yaşlı, engelli
saldırgan karşısında zayıf düşürülür. Kaçmayı bile beceremeyecek denli
zayıf, tıpkı fotoğraftaki gibi. Kaçma çaban bile ölümünle
engellenebiliyorsa, kaçarak gidebileceğin hiçbir yer, kişi kurum yoksa
bıçağın sırtına girmesini istemiyorsan, sus o zaman. Sus ve boyun eğ!
İlla kendini rahatlatmak istiyorsan kaderim bu, de.
Son olarak belki de en önemli grup olan tanıklar. Şiddete tanıklık
edenlerin sanılanın aksine maruz kalandan değil saldırgandan yana taraf
tuttukları artık çok iyi bilinen bir ruh hali. Şiddet adı üstünde korku
uyandırır. Fotoğraftaki gibi dehşet duygularına da neden oluyorsa daha
çok ürkütür. Şiddete tanıklık edenler, saldırganın gücünden ve maruz
kalanın çaresizliğinden o kadar ürker, o denli dehşete kapılırlar ki,
bir seçim yapmak zorunda hissederler hiç farkında olmadan. Aynı şiddete
maruz kalan mı olmak istiyorlar yoksa saldırgan kadar güçlü olarak onun
saldırısından korunmak mı? İnsan korkar ve bu çok insanidir. Şiddetin de
temel amacı bu korkuyu uyandırmak, yaygınlaştırmak ve bu yolla
iktidarını yeniden üretmektir.
Aman Tanrım, nasıl da saplamış bıçağı hiç çekinmeden. Kadının kaçmasına
bile izin vermemiş, yakalanmayı, hapis yatmayı göze almış adam. Gözü
dönmüş demek ki. Ne oldu kadın ne yaptı ki adam katil olmayı göze almış,
hayatının kaymasını umursamamış, alacağı cezayı, hapishaneyi hiç
düşünmeden sokmuş bıçağı. Üst kattaki komşu iki geceye bir karısını
döver, kadının çığlıklarından uyuyamayız. Bir ara çıkıp konuşmayı
düşünmüştüm, iyi ki yeltenmemişim. Bir de bizim hanım karakola mı
şikâyet etsek diyordu. Aha karakol iki sokak aşağıda, dayağı yiyen gidip
şikâyet etmiyorsa vardır bir nedeni. Geçen adamla asansörde
karşılaştık, çok da efendi görünüşlüydü, kadının da giydiği eteklerinin
kısalığı dikkatimi çekmişti zaten! Belki de kadın, kocasının uyarılarına
rağmen kısa etek giyiyordur. Zaten bir kadın kısa etek giyiyorsa,
merdivende çıkarken ardından gelen var mı diye kontrol etmiyorsa
bacaklarını göstermeye meyilli demektir. Evet evet, kesin kadın biraz
hoppaydı adam da ne yapsın sonunda gözü döndü demek ki. Dur şu gazeteyi
eve de götüreyim de bizimki de görsün, anlasın benim kıymetimi. Ne
adamlar var! Geçen canımı sıkmıştı biraz zaten, beni çileden çıkarma
diye uyarmıştım. Baksın da görsün öfkelenince neler yapabiliyor
insanlar.
‘SEN ANNEME BÖYLA YAPMAZSIN DEĞİL Mİ?’
Belki de hiç yazmamak daha doğru ama F. A. 11 yaşındaki kızının o
fotoğrafı görüp, haberi okuyunca ne hissedeceğini sanıyor acaba? Böyle
erkeklerden uzak durması gerektiğini mi, yoksa böyle öldürülen
kadınlardan olmamayı öğrenmesini mi? 11 yaşındaki bir çocuğun karşı
cinsin büyüklerinin her an en yakınına bile ölümcül şiddet
uygulayabileceğini bilmesinin yararı ne olacak? Ya babası yayın
yönetmenine, “Baba, sen anneme böyle yapmazsın değil mi?” diye korku
dolu gözlerle sorarsa, ne yanıt verecek? Kadınlara ve çocuklara yönelik
şiddet ve hele de cinsel şiddetin neredeyse dörtte üçünden fazlasının en
yakınlarından geldiği bilgisini nasıl yorumlayacak o kız çocuğu? Yazık
değil mi sadece ona değil, şimdi internet aracılığıyla tüm sanal alemi
kaplayan fotoğrafa bakmak zorunda kalan binlerce çocuğa?
Bir de utanmadan sıkılmadan savaş fotoğraflarını basarak kendisini
aklamaya çabalıyor. Neymiş, o iki fotoğraf savaşların bitmesinde çok
önemli rol oynamışmış da kendisi de artık böyle haberler yaparak kadına
yönelik şiddeti bitirmeye soyunmuşmuş. Kendisine savaşın acımasızlığının
belgelerini destek olarak görmesi de aynı şiddetin erkekçe yorumu değil
mi? Kadına yönelik şiddeti, şiddeti gözümüze sokarak bitirmeye çalışan
erkek şiddeti! Şiddeti ve maruz kalanları fetiş nesnesi haline getirerek
satış unsuruna çevirmeye cinayet pornosu denilir. Başka adı yoktur,
tanımı da.
Nasıl pornografi bedeni ve cinsel eylemi fetişleştirerek, izleyicisini
edilgen alıcı/tanık konumuna sokarsa, kanlı cinayet fotoğrafı da aynı
işlevi görür. Sadece dehşet içinde izler ve olabilirliğini görerek ya
yeltenirsiniz ya da kabullenirsiniz.
Kadına yönelik şiddetin yaygınlaşmasında medya çok önemli bir taşıyıcı
ve F. A. da bu çorbada bir tutam da olsa tuzu olduğu için hakikaten
‘adam gibi adam olmuş’ demek gerekiyor.
Selçuk CANDANSAYAR
Bu yazı toplam 108 defa okundu.