Hükümette çok bakanlık var ama içlerinde biri var ki icraatları ve muhalefet partilerinin o icraatlardan daha çekicisini vadetmemesi nedeni ile önümüzdeki seçimde yine...
Ergenekon’da o çok tartışılan “1 Numara” kimdir, nerede yaşar, ne yer ne içer, arkasında kim vardır, bilmem...
Ama şunu biliyorum:
Eğer yaklaşan seçimde sandığa tartışmasız en güçlü favori olarak giren parti hala AK Parti ise, bunda sağlık alanında yaşanan gelişmelerin katkısı 1 numaradır...
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bırakın masraflı bir kamuoyu araştırması yaptırarak seçmenlerin nabzını tutmayı, hısım akrabası arasında muhabbet sırasında bu konuyu açsa, “sessiz ama derin seçmenlerin”bu yalın Türkiye gerçekliğinden haberdar olduğunu görecektir.
Uzun zamandır bu konuyu yazmak isterken ve seçime yakın kaleme almak üzere mevzuyu bekletirken, önceki gün yayınlanan bir istatistik, daha da gecikdirmeden bu ayrıntıyı kaleme almanın zamanının geldiğini gösterdi.
Dış Ticaret Müsteşarlığı, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2008 ve 2009 yılına ait sosyal gösterge verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye'de ortalama ömür, 2003-2009 döneminde 70,9'dan 73,7 yıla yükselmiş.
Aynı dönemde kadınların ömrü 73,4'den 76,1 yıla, erkeklerin ömrü ise 68,6'dan 71,5 yıla çıkmış. Türkiye’nin şu an ki genel durumu 2009 yılı verilerine göre daha iyi olduğuna göre,bu oranlar daha da yükselmiş olmalı.
Bir ülkede ortalama insan ömrünün 6 yılda 3 yıl birden artması önemli bir olaydır. Gözardı edilmemesi gereken çok önemli bir ayrıntıdır. Dünyanın gözünden kaçmayacak bir veridir.
Bir yandan ortalama ölüm yaşı ötelenirken, aynı dönemde bebek ölüm oranının (2003-2009 yılları arasında) binde 25,6'dan binde 20,5'e gerilemesi de önemli bir ayrıntıdır.
Yaşı ilerleyen bir kişinin daha da uzun yaşama beklentisinin artması, doğan bebeğin hayatta kalma şansının yükselmesi, toplumdaki ortalama yaşam sevincini de artıran faktördür.
Sağlık alanında yaşanan reform niteliğindeki gelişmeler, sosyal hayatta etkisini derinden hissettirmeye başlamış, kitlelerde bu anlamda bir farkındalık oluşturmuştur.
Vatandaşın gündemi ile siyasilerin gündemi ayrı...
İnsanlar günlük yaşamlarında Ankara’daki tartışmalara, kim kime ne demişe, anketlerden ne çıktığına bakmıyorlar... Devletten bekledikleri hizmetlerin kendilerine ne ölçüde ulaştığına, baba gibi gördükleri devletin kendilerine ne kadar el uzattığına bakıyorlar.
Konuya bu çerçeveden yaklaşıldığında, bir kısım aksaklıklar kısmen sürse ve sistem henüz tam olarak yerine oturmamış olsa da, sağlık alanında yaşanan gelişmelerin vatandaş tarafından hissedildiğini ve bu önemli konuda ortalama memnuniyet seviyesinin oldukça yüksek olduğunu söyleyebiliriz.
Yaşı ilerlememiş insanlara yakın zamana kadar köyde - kasabada yakınları tarafından “zaten yaşını başını aldı, bu rahatsızlıkların nedeni artık vadesi geldiğinden” şeklinde bakılırken, hatta birçok yerde yaşlı insanlar için yapılacak masraf adeta ölü yatırım gibi görülürken, hızlanan, düzene giren, hatta ayağa gelen sağlık hizmetleri sayesinde insanlar yakınlarını doktora götürmeye başlamışlar, ilaçlarını kolaylıkla en yakın eczanelerden alabilmişler ve sebepler dairesinde bir insanın sağlık sorunu ile ne kadar ilgilenilebiliyorsa, ilgilenmenin huzurunu yaşamaya başlamışlardır.
O kadar ki, diyaliz makinasına giren bir hasta iseniz, eviniz dağın başında da olsa, hasta araçla evinden alınmakta, cihaza girip çıktıktan sonra tekrar evine bırakılmaktadır.
Dahası, evinde yaşlı ve engelli bakanlara devlet yardım etmektedir...
Maddi imkanı ne olursa olsun, acile servise giden insanlardan hiçbir ücret talep edilmemesi, günlük hayatta ani gelişen herhangi bir sağlık sorunu ile karşılaşıldığında, acaba bu durum aile bütçesine ne masraf çıkaracak diye düşünülmeden tüm hastanelere gidilmesinin yolunu açmış, insanlar dertleri çekerek sabretmeyi değil, gereğini yaparak Allah’tan şifa umut etmenin fırsatını elde etmişlerdir.
Nitekim 2002 bütçesinde eğitim ve sağlık harcamalarının toplam bütçe harcamalarına oranı yüzde 10 seviyesindeyken, 2011 bütçesinde yüzde 17'yeyükseldi. Böylece azaltılan askeri ve güvenlik harcamalarının yerine, halkın sağlık ve eğitim gibi yaşam kalitesini çoğaltan hizmetlere ağırlık verildi. Ayrıca okula giden her çocuk için annelere verilen 55 lira çocuk yardımı ve özürlü her vatandaş için ailesine verilen 540 lira bakım yardımı insanların elini güçlendirdi, az da olsa imkanlarını artırdı.
Sosyal devlet olmanın gereklerinin yerine getirildiği bir dönem bu ölçüde hiç olmamıştır.
Sosyolojik analize dayalı bu yazıdan siyasi yandaşlık gibi bir anlam çıkarma özrüne sahip insanlar için bile devlet, gerekli tedavi hizmetlerinde yardımcı olmaktadır.
Seçmenin karşısına toplumun refah seviyesini daha da artırmayı ve durumlarını çok daha iyileştirmeyi vadeden kapsamlı ve ikna edici projelerle çıkmayan siyasi partilerin, klasik siyasi söylemlerle artık kitlelerin dikkatini çekme imkanı yoktur.
Toplumun beklentilerinin olabildiğince yükseldiği, üstelik iletişim imkanlarının gelişmesi ile vaatlerin kaynağının ve hangi ekip ve anlayışla yapılacağının rahatlıkla sorgulanmaya başlandığı bir ortamda, lafı geveleyerek sonuç alma şansı kalmamıştır.
Kendim ve ailem adına, bu konularda emeği geçen en üstten en alta tüm sağlık çalışanlarını kutluyorum.
Prof. Dr. Osman Özsoy – Haber 7
Bu yazı toplam 200 defa okundu.