Sinan Karahan, Ağrı Dağı’na çıkmayı hayal etti ve başardı. Onu hiçbir engel bu maceradan alıkoyamazdı. Şimdi de Ağrı’nın sevgilisi Nemrut’a çıkmak istiyor
SEVGİM DENİZALTI
‘Hayallerimden biri daha gerçek oluyor, Ağrı Dağı’na çıkıyorum’. Beş dakika olmuştu tanışalı. Gazetenin bahçesinde çay içiyorduk. Fiziksel engelliydi, değnek yardımıyla yürüyordu. “Nasıl?” diye bir soru düştü aklıma. Fiziksel engeli olmayan onlarca dağcının zirve sevdasına can verdiği bir dağa, Türkiye’nin en yüksek, en heybetli dağına Sinan Karahan nasıl tırmanacak?
Sorsam mı sormasam mı diye bir süre düşündüm. Ve sonunda sordum. Anlatmaya başladı.
“İz TV’ye bir belgesel çekeceğiz. 4 kişilik bir ekibimiz var. Sizin gazeteniz yazarı Nazım Alpman, İz TV kurucularından Vedat Atasoy, kameraman Fatih Şark ve ben. İlk önce Van’a gideceğiz. Oradan Doğu Beyazıt’a gideceğiz. Bir gece konaklayıp tırmanışa başlayacağız.”
O anlattıkça ben heyecanlandım. Nuh’un gemisi geldi aklıma. Marco Polo hiçbir zaman çıkılamaz mı demişti Ararat için? İşte şimdi engel tanımayan bir engelli Ağrı’yla buluşmaya gidiyor. Sözün özü, Ararat sevdası engel, mengel tanımıyor.
‘TAMAM GEL’
“Beni de götürsenize” dedim. Hiç düşünmeden, öylesine…Birden öyle demek geldi içimden. Yanıt beklemiyordum hiç. “Tamam” dedi, “gel”. “Ben de bana yardım edecek, fotoğraf çekecek birini arıyordum.”
O an hissettiklerimi anlatabilecek sözcük yok sanırım. Heyecan da değil, başka bir şeydi bu artık. O “hayalim” demişti ya, ben hayal bile edemezdim. Efsanevi Ağrı Dağı, 4 mevsim karı buzu eksik olmayan… 3 ayrı ülkeden görülebilen…Tüm dağcıların hayallerini süsleyen…Artık ben de bu hayalin bir parçasıydım.
İşte bu hayali, bu hayalin yavaş yavaş nasıl gerçeğe dönüştüğünü belgeselimizin kahramanı Sinan Karahan’la konuştuk.
»Bu fikir, bu belgesel projesi nasıl oluştu?
Doğup büyüdüğüm ve gençliğimin geçtiği yerler, daha çok yüksek dağların geçit vermediği, kışın 6 ay üzerinden karın eksik olmadığı yerlerdi. Bu yüzden bizim doğduğumuz yerlerde doktora bile gitmek imkânsızdı. Ki onun izini 38 yıldır taşırım hala. Bu yüzden dağlar benim hayatımda ulaşmak istediğim bir başarı olmuştur hep. Bu başarıya İZ TV’den Vedat Atasoy da şahitlik etmek istedi ve bu bir proje haline geldi.
»Ağrı Dağı sizin için ne ifade ediyordu?
Ağrı Dağı hem mitolojik efsanesiyle hem de görkemli duruşuyla benim için sevgiliye ulaşmak gibi bir şeydi. Zaten Türkiye’de hatta Avrupa’da daha yükseği yok. Bilir misiniz, Ağrı Nemrut’a aşıktır anlatılanlara göre. Ağrı’ya tırmanırken bu sevdanın izini de sürdük.
YAŞAMAK DEĞERLİDİR BENİM İÇİN
»Fiziksel engeli olmayan pek çok insan Ağrı dağına çıkabilmek uğruna hayatını kaybetti. Hiç korku hissettiniz mi?
Korktum tabi ki. Yaşamak değerlidir benim için. Biz tırmanırken 3400 metredeydik bizden sadece 500 metre ileride bir İranlı turist düşüp ağır yaralanmıştı. Kanaması vardı. Diğer dağcılar seferber oldu ve ölmek üzereyken hastaneye yetiştirdiler. Benim bir dezavantajım vardı diğerlerinden farklı olarak, bir çift koltuk değneği taşımak zorundaydım. Bu da yükü iki katına çıkarıyordu. Ama unutmamak gerekir ki, Ağrı dağında onlarca insan yatmaktadır. Ve kim bilir belki bizden daha huzurludurlar.
»Yolculuk hepimiz için oldukça zorlu geçti. Siz dağda ne gibi zorluklar yaşadınız?
Mevsimin yaz olması işimizi az da olsa kolaylaştırdı. Ama yine de dediğin gibi çok zordu. İlk 2000 metreyi araçla gittik. Ardından 3200 metreye tırmandık, yani ilk kamp yerine. Bu sürede birçok tehlikeyle karşılaştım. Öyle zamanlar oldu ki, düşsen ağır yaralanman hatta ölmen an meselesiydi. Çok büyük ve keskin taşlar vardı.
SEVGİLİM VE OĞLUM BENİMLEYDİ
»Sizi destekleyen ve motive eden neydi bu tırmanışta?
Bu tırmanışa başlamadan iki ay önce sigarayı bıraktım. Ta üç bin kilometre uzaktaki bir istekti bu. Hayatımın en güzel anlarını paylaştığım güzel sevgili Gülfidan ve dünyalar tatlısı oğlum Sinan Can hep yanımda ve benimle birlikteydi. Bu başarı biraz da onların.
»Ağrı deneyimi sizin hayatınıza neler kattı?
Ben hayatı ciddiye alan bir yaşam tarzını benimsedim hep. Bu yüzden Ağrı gibi milyonlarca insanın hayalini süsleyen bir dağa tırmanmam çok fazla bir şey değiştirmedi yaşamımda. Ama şunu belirtmek isterim ki, bu tırmanışı evlerinde koltuklarına uzanarak izleyenlerin “helal olsun” ve “vay be” diyeceklerini bilmek huzur veriyor bana.
BOŞVERMİŞLİK KANIMIZA İŞLEMİŞ
»Bu belgesel yoluyla insanlara vermek istediğiniz mesaj neydi?
Gerek bu ülkenin yaşam şartları ve gerekse yüzyıllardan bugüne süregelen bir boşvermişlik bizim kanımıza işlemiş diye düşünüyorum. Çıkın sokağa, sorun, yan sokağımızın adını bile bilmeyiz. Hatta çoğu zaman merdivende karşılaştığımız bir insanı annemize ya da kardeşimize sorarız, kimdir bu diye. Ben Erzincan’ın bir köyünde bir yaşlı teyzeyle tanıştım ve bu teyze doğduğu köyden hiç dışarı çıkmamıştı. Zaten bir yıl sonra da öldü. Yani doğduğu yerde öldü. Bizim doğal güzelliklerimizi daha çok başka ülkelerin insanları gezip görüyor. Biraz da bu düşünceyle tırmanmak istedim Ağrı Dağı’na ve bunu başardığım için de mutluyum. Üstelik bunu bir engelli olarak gerçekleştirmem utanma payını çoğaltmışsa bu daha mutluluk verici.
»Başardığınızda neler hissettiniz?
Yine başardım dedim içimden.
»Sırada gerçekleştirilmeyi bekleyen başka ne gibi hayalleriniz var?
Dedim ya, Nemrut mitolojiye göre Ağrı’nın sevgilisiymiş. Şimdi Ağrı’nın sevgilisine gitmek istiyorum. Nemrut’a aşkından selam götürmek istiyorum.
=
Ablası da ‘Jackson öldürüldü’ diyor
La Toya Jackson (53), İngiliz gazeteleri Mail on Sunday ve News of the World'e yaptığı açıklamada, Michael Jackson'ın "kazanç elde etmek isteyen bir grup asalak tarafından öldürüldüğünü" ileri sürdü. Michael Jackson'ın babası Joe Jackson, 2 gün önce Amerikan ABC televizyon kanalına verdiği mülakatta, oğlunun bilinmeyen bir nedenle hayata veda ettiğini belirtmişti. Pop yıldızının ölümüyle ilgili tüm ayrıntıları bilmek istediğini belirten La Toya Jackson, "Michael'ın öldürüldüğünü düşünüyorum. Bunu baştan beri hissediyordum" ifadesini kullandı. Jackson, "Bu tek bir kişinin işi değil. Bazı kişilerin komplosu. Çevresinde kötü insanlar vardı. Michael, çok sakin, sorun çıkarmayan, sevgi dolu bir insandı. Çevresindekiler bundan faydalandı. Bir aydan kısa bir süre önce kendi kendime ‘Michael Londra'daki konserden önce ölecek’ dedim. Çünkü çıkarlarını samimiyetle savunmayan insanlarla çevriliydi" dedi.

Bu yazı toplam 119 defa okundu.