Bazen insan bir ‘etikçi’ye ihtiyaç duyuyor. Bizim medyanın eksiklerinden biri de bu; alternatif bir Randy Cohen’i olmaması.
Randy Cohen, aralarında The New Yorker’ın da bulunduğu birçok yayında mizah
yazıları, denemeleri, hikâyeleri çıkmış biri. Sıkı televizyon mesaisi de var:
İlk ekran arkası işi ‘Late Night With David Letterman’, ki bu şovun yazarlığıyla
üç Emmy ödülü almışlığı var (Toplam beş Emmy sahibi). Yayımlanmış kitapları da
bulunuyor; ‘The Good, the Bad & the Difference: How to Tell Right From Wrong
in Everyday Situations’ bunlardan biri mesela. Ama biz onu en çok The New York
Times Magazine’deki ‘The Ethicist’ köşesinden biliyoruz. Bu köşede her hafta
gündelik hayatın çok içinden, çok basit gibi görünen ama içinden çıkılamayan,
insanı arada bırakan birtakım sorulara cevap veriyor, ahlaki olarak neyin doğru
olduğunu söylüyor.
Geçen gün başımdan tam da ‘etikçi’ Randy Cohen’e
sorulacak bir şey geçti:
Son derece sıkışmış vaziyette, bir alışveriş
merkezinin tuvalet katına çıktım. Şansıma sinema seansının dağılma vaktiymiş,
kadınlar tuvaletinin genel kapısından içeri girdiğimde kabinlerin önünde kuyruk
olunduğunu gördüm. Çaresiz, kuyruğa dördüncü olarak eklendim.
Hemen arkama
45-50 yaşlarında engelli bir kadın geldi. Boyu çok çok kısaydı ve ağır bir
kambur taşıyordu. Elinde koltuk değneğiyle tek başına yürüyebiliyordu ama
güçlükle; bacaklarda ve kalça bölgesinde sorun vardı. Ve belli ki çok
sıkışmıştı. Bunu biraz abartılı sayılabilecek hareketlerle ima ediyordu: Sürekli
oflayarak, dudaklarını ısırarak, sallanarak, kıvranarak, arada “Of of of,
annecim” diyerek...
Önümdeki iki kadın da kabinler boşalınca hiç tınmadan
girdiler.
Düşünmeye başladım: Şimdi sıra bana gelecek. Sıramı ona teklif
etmeli miyim?
Benim de rahatım yerinde değildi bu arada; tüm kaslarım
gerilmiş, ucu ucuna duruyordum!
Nihayet karşımızdaki kabinlerden birinin
kapısı açıldı. Bunun üstüne arkamdaki kadına dönerek “Siz girin isterseniz önce”
dedim.
Gözlerini kısarak beni baştan ayağa süzdü. Ona küfretmişim gibi
baktı, birkaç saniye bekledi ve “Lüzum yok” dedi, “İstemem.” Ama bunu gerçek bir
pislikmişim gibi söyledi.
Tuvalete girdim. Bir yandan gevşemenin sıcaklığı,
zevki, huzuru, bir yandan da bu tuhaf durumun yarattığı gerginlik:
Acaba
bunu ona hiç teklif etmemeli miydim? Arkamda bekleyen, gene çok sıkışmış ama
20’lerinde bir ‘yavru’ olsaydı, hakkımı ona devreder miydim? (Ki bunun cevabı
çok net: Hayır!) Böyle yaparak ona engelini mi hatırlatmış oldum? Aramızdaki
eşitliği mi bozdum? Kendimi ondan üstün pozisyonlamış ve lütfetmiş gibi mi
oldum? Siyaseten doğru düzgün olan hangisi? Nazik bir insan mıyım, yoksa tam
tersi nezaketsiz mi?
‘Etikçi’ niyetine size sorayım: Bir daha benzer bir
durumla karşılaşırsam nasıl hareket etmeliyim?
NUR ÇİNTAY A.
Kaynak.radikal.com
Bu yazı toplam 105 defa okundu.