Başka Dilde Aşk'ın 'suskun' Onur'u, bir zamanların Halkevcisi, yıkılması planlanan Emek sinemasını dert edinmiş bir oyuncu Mert Fırat... Fırat ile katıldığı 1 Mayıs izlenimlerini, işitme engellile
Başka Dilde Aşk'ın 'suskun' Onur'u, bir zamanların Halkevcisi, yıkılması
planlanan Emek sinemasını dert edinmiş bir oyuncu Mert Fırat... Fırat ile
katıldığı 1 Mayıs izlenimlerini, işitme engellilerin dünyasını, sinema yasa
tasarısını ve 'ensest'i konu aldıkları yeni projesini konuştuk.
Ankara'da "orta halli, zaman zaman da ortanın altı" bir ailenin çocuğu olarak
büyüdüğünü anlatan Mert Fırat, toplumsal olaylara dair
farkındalığının nasıl oluştuğunu şu sözlerle anlatıyor:
"Ankara'da bazı arkadaşlarım BMW'leriyle gezerken bazı arkadaşlarım ayakta
durmak için mücadele ediyordu. Her şeyin hazır sunulması konusunda bir yanlış
olduğunu hissediyordum. Bu mücadele beni Halkevlerine itti ve hiçbir zaman
farkındalığımı yitirmememe neden oldu."
"Biz birbirimize sahip çıkarız' diyemedik"
"Kimse vermedi biz aldık" dediği Taksim Meydanına yürüdüğü 1 Mayıs gününü
nasıl geçirdiğini ise Fırat, şu sözlerle anlatıyor:
"Sine-SEN'le birlikte yürüdüm. Arada Halkevlerinin kortejine uğradım. Her sol
fraksiyon çevresindeki her şeyi reddetmez, uçlarda da yaşamaz. Bunu görmek 1
Mayıs'ta mümkün oldu. Bu 1 Mayıs'a kadar hiçbir zaman o meydana bu kadar
kuvvetli yürüyemedik, bazı paranoyalar nedeniyle inisiyatifi ele alamadık, 'Biz
birbirimize sahip çıkarız' diyemedik. Eğer karşında bir güç yoksa ve o güç seni
taciz etmiyorsa hiçbir olay çıkmaz. Bence bu 1 Mayıs'ta olay çıkmamasının nedeni
buydu. Üzerimizde baskı öyle artıyor ve güçleniyor ki artık bunun için bir şey
yapmalıyız yoksa her şeyimizi hepten kaptıracağız."
"Önemli olan Cihangir mantalitesini Bağcılar'a taşımak"
"Bağcılar'daki ya da Gazi mahallesindeki adam derdini biliyor ama parası yok"
diyen Fırat, hiçbir kesimin birbirini 'ötekileştirilmeden', derdini dert
edinmesi gerektiğini belirtiyor:
"Bunun olabilmesi için Cihangir'in mantalitesini belki de Bağcılar'a ya da
Armutlu'ya taşımak gerekiyor. 'Sana ne onların derdinden' diyememeli
insanlar. Önemli olan o 'öteki' kesimi uyandırmak."
Son dönem çokça tartışılan sinemacıların yeni iş yasasına dair Fırat,
sektörün içerisindeki çıkmazları anlatıyor:
"Sinema yasası bir türlü çıkmadığı için set işçilerinin çalışma saatleri
düzenlenemiyor, sömürü orada da sürüyor. Ama bizim set daha duyarlı olduğu için
1 Mayıs'ta kapalıydı. Çalışma saatleri çok fazla olduğu için özellikle şehir
dışında çalışan setlerde çalışan işçilerin kostüm almak için arabayla giderken
yorgunluktan direksiyon başında uyuyup kaza geçirdiklerini, öldüklerini
biliyoruz. Ancak birileri öldüğünde insanlar harekete geçiyorlar. Şimdi yavaş
yavaş sendikalaşmaya başladık."
"Toplumsal sorunlara değen konularda söyleyecek sözü olan genç nesil
sinemacıların beyaz perdede yeni bir oluşuma yol açıp açamayacağı" sorusunu ise
Fırat, şöyle yanıtlıyor:
"Biz birbirimize alttan çekmediğimiz sürece, fraksiyonlar birbirini
baltalamadığı sürece, kimse de 'bunlar da yandan solcu' demediği sürece, kısaca
birbirimize izin verdiğimiz sürece iyi bir şeyler olacağına inanıyorum."
"Gerektiğinde otoriteye karşı duracaksın"
Emek sinemasının yıkılmasına karşı düzenlenen eylemde basın açıklamasını
okuyan Fırat, "otorite ve korku ilişkisi"ne dair tespitlerini paylaştı:
"Sol bir geçmişi olması bakımından Kültür Bakanı Ertuğrul
Günay'dan başlarda çok umutluydum ancak 'Ben Emek sinemasının yağlı
koltuklarında oturmak istemiyorum' deyince umutlarım boşa çıktı. Emek
sinemasının yıkılmaması için yaptığımız eylemde katılımın daha fazla olması
gerekirdi. Ama bazı kesimler 'eyleme katılırsam iktidara karşı durduğum
algılanır' diye düşünüyor. İşin içinde otoriteye karşı duyulan korkaklık da
var. Halbuki otorite tam da senin baban, annen, öğretmenin. Gerektiğinde onlara
da karşı duracaksın. Otorite, güç, yaş, statü, hiçbir zaman bir haklılık
getirmez. Ekmek yediğimiz, içinde hayallerimiz, anılarımız olan bir sinema Emek
sineması. Ruhu olan, kimliğini kaybetmemiş dünyadaki 50 sinemadan biri.
Yıkılırsa geriye 49 tane kalacak."
"Başbakan'la yiyeceğim yemek mideme dokunur"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve sanatçıların zaman zaman
bir araya geldiği demokratik açılım yemeklerine çağrıldığı takdirde gidip
gitmeyeceği sorusunu Fırat, "Ben Tekel işçileriyle birlikte peynir ekmek yemeyi
tercih ederim. Başbakanla yiyeceğim yemek mideme dokunabilir" diye
yanıtlıyor.
"Başka Dilde Aşk" filminde eğitimli, maddi durumu iyi, sağır ve
'sessizliğiyle ünlü' kütüphanede çalışan Onur'u canlandıran Fırat, işitme
engellilerin pek de 'duymadığımız' yanlarını anlattı:
"Onlarla konuşurken yüzlerine bakmadığınızda ve dudaklarınızı
okuyamadıklarında ya da hızlı konuştuğunuzda ister istemez gözleriyle sağlamaya
çalıştıkları iletişimi engellemiş oluyorsunuz. Bu da kimi zaman işitme
engellileri biraz agresif yapabiliyor. Bu aslında tamamen 'kendini yeterince
ifade edememe' durumundan kaynaklanıyor. Ya da senden herkeste olan bir şey
alındığında ve bu tamamen bedeninle ilgili bir şey olduğunda oluşan isyan etme
durumundan kaynaklanıyor. Bu da çok anlaşılabilir bir şey."
"Sağırlar seslerin titreşimlerini diyaframlarından hissedebiliyorlar.
Diyaframdan o titreşimi alarak çok iyi dans da ederler, müzikle araları da çok
iyidir."
"İşitme engellilerin hepsi çok konuşkandır aslında. Çok sessiz, sakin bir
ortamları olduğu düşünülür. Ama tersine duymadıklarından daha çok
gürültülüdürler. Biz bir eşyayı bir yere koyarken ses çıkarmamaya çalışırız ya
da kapıyı sessiz kapamaya çalışırız. Ama onların böyle sessiz bir yaşamları
yok."
'Onlar'a dair nasıl bu kadar emin konuşabildiğini ise Fırat, şöyle
açıklıyor:
"Ortaokuldayken Seda diye sağır bir arkadaşım vardı. Hiç onun sakat ya da
engelli olduğunu düşündüğümü anımsamıyorum. Evet işitme engelliydi ama bütün
sınıfla iletişimi çok iyiydi. Hayatımın sonraki döneminde de çok sayıda sağır
arkadaşım oldu. Arkadaşlarım sağır olan sevgilileri de oldu. O nedenle onların
dünyasını yakından tanıyorum."
"Başkalarına koyduğun engeller daha tehlikeli"
Aşk ve 'suskunluk' üzerine düşüncelerini aktaran Fırat, filmde yansıtılan
'sağır erkek, sağır olmayan genç kız' ilişkisinin pratikteki yerine dair şunları
söylüyor:
"Hiç engelli bir kız arkadaşım olmadı. Ama sağır birisine aşık olursam onun
sağır olup olmadığından çok nasıl bir insan olduğuyla ilgilenirim. Zaten
normalde engelli olmasalar dahi insan, kendisine ya da karşısındakine engeller
koyabiliyor. Bence bu daha tehlikeli bir şey. O engeli aşmak, bedensel engelden
çok daha zor oluyor."
Sağlıklı insanların genelde "bir gün 'onlar'dan biri olmak korkusundan
'onlar'dan kaçtığını" söyleyen Fırat, "Ama kaçırdığımız asıl nokta her gün
onlardan biri olabilir insan aslında. Yanında bir şey patlar ve kulakların
duymaz... Ama asıl 'sağırlık', duyanlarda da olabilir. Biz ötekileştirdiğimiz
her insanla iletişim kurmayı yürekten istersek bunu yapabiliriz" diyor.
Filmde, izleyiciyi de anlatmaya çabaladıkları meselelerin içine çekmek
amacıyla "aşka siyaset karıştırdıklarını" söyleyen Fırat, "Bütün dizilerde
idealize edilmiş bir yaşam gösteriliyor. Hepsi zengin ve güzel. Adamın tek derdi
yiyip, içip, gezmek. Oysa neden bir engelli idealize edilmesin ki? diye düşündük
senaryoyu yazarken. O yüzden Onur da idealize edilmiş bir karakter" diyor.
Filmde kullanılan metaforlara ilişkin ise Fırat, şunları anlatıyor:
"Çağrı merkezinin sesli ortamı, kütüphanenin sessizliği, çağrı merkezine
hiçbir zaman ihtiyacı olmayacak bir sağır ile parasını bu işten kazanan bir
insanın nasıl karşılaşacağının hikâyesini anlattık. Bu iki insanın arasında
başlayan aşkta yaşanan kavgalar, sorunlar Onur'un işitme engelli olmasından
değil ilişkinin doğal yapısından kaynaklanıyor."
Filmin, özellikle 'öteki'lere de ulaşması için "popüler kodlar kullanarak"
çektiklerini anlatan Fırat, "Popüler kodlar kullandık ama popülist olmadık. 10
bin kişinin izleyeceği bir film yapmaya ben inanıyorum. Ama o 10 binin zaten
bizim derdimizden zaten haberdarlar. Zaten alt sınıf da, çağrı merkezlerinde
çalışanlar da sağırlar da kendi dertlerini biliyorlar. Popülist bir film yaptık
ama anlatmak istediğimiz anlaşıldı ki gösterimleri İşçi Filmleri Festivali'nde
de yapılıyor."
Fırat, bir sonraki film projelerinin 'ensest' ile ilgili olduğunu söyleyen
Fırat, "Yaptığımız ve yapacağımız filmlerle Türkiye'nin tabularını yıkmaya
yardımcı olmaya çalışıyoruz, konuşulmayanı konuşmak istiyoruz. Tabulaşan şey
bizi sakatlayan şey aslında. Bir ensest mağdurunu en çok etkileyen şey de zaten
bu konunun tabu olması. Ensesti gerçekleştiren kişi de bu tabulara sığınıyor."
BERİVAN TAPAN'ın RÖPORTAJI
http://www.bianet.org/biamag/medya/121849-bizim-set-1-mayista-kapaliydi
Bu yazı toplam 337 defa okundu.