22 Mayıs 2012 Salı Saat 12:23
ONLİNE

Basın ve Yayın Haber Siteleri
Bookmark and Share
Reklam Alanı
Reklam Alanı
Reklam Alanı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
"Bizim Set 1 Mayıs'ta Kapalıydı"
08 Mayıs 2010 Cumartesi Saat 00:40
Başka Dilde Aşk'ın 'suskun' Onur'u, bir zamanların Halkevcisi, yıkılması planlanan Emek sinemasını dert edinmiş bir oyuncu Mert Fırat... Fırat ile katıldığı 1 Mayıs izlenimlerini, işitme engellile

Başka Dilde Aşk'ın 'suskun' Onur'u, bir zamanların Halkevcisi, yıkılması planlanan Emek sinemasını dert edinmiş bir oyuncu Mert Fırat... Fırat ile katıldığı 1 Mayıs izlenimlerini, işitme engellilerin dünyasını, sinema yasa tasarısını ve 'ensest'i konu aldıkları yeni projesini konuştuk.

Ankara'da "orta halli, zaman zaman da ortanın altı" bir ailenin çocuğu olarak büyüdüğünü anlatan Mert Fırat, toplumsal olaylara dair farkındalığının nasıl oluştuğunu şu sözlerle anlatıyor:

"Ankara'da bazı arkadaşlarım BMW'leriyle gezerken bazı arkadaşlarım ayakta durmak için mücadele ediyordu. Her şeyin hazır sunulması konusunda bir yanlış olduğunu hissediyordum. Bu mücadele beni Halkevlerine itti ve hiçbir zaman farkındalığımı yitirmememe neden oldu."

"Biz birbirimize sahip çıkarız' diyemedik"

"Kimse vermedi biz aldık" dediği Taksim Meydanına yürüdüğü 1 Mayıs gününü nasıl geçirdiğini ise Fırat, şu sözlerle anlatıyor:

"Sine-SEN'le birlikte yürüdüm. Arada Halkevlerinin kortejine uğradım. Her sol fraksiyon çevresindeki her şeyi reddetmez, uçlarda da yaşamaz. Bunu görmek 1 Mayıs'ta mümkün oldu. Bu 1 Mayıs'a kadar hiçbir zaman o meydana bu kadar kuvvetli yürüyemedik, bazı paranoyalar nedeniyle inisiyatifi ele alamadık, 'Biz birbirimize sahip çıkarız' diyemedik. Eğer karşında bir güç yoksa ve o güç seni taciz etmiyorsa hiçbir olay çıkmaz. Bence bu 1 Mayıs'ta olay çıkmamasının nedeni buydu. Üzerimizde baskı öyle artıyor ve güçleniyor ki artık bunun için bir şey yapmalıyız yoksa her şeyimizi hepten kaptıracağız."

"Önemli olan Cihangir mantalitesini Bağcılar'a taşımak"

"Bağcılar'daki ya da Gazi mahallesindeki adam derdini biliyor ama parası yok" diyen Fırat, hiçbir kesimin birbirini 'ötekileştirilmeden', derdini dert edinmesi gerektiğini belirtiyor:

"Bunun olabilmesi için Cihangir'in mantalitesini belki de Bağcılar'a ya da Armutlu'ya taşımak gerekiyor. 'Sana ne onların derdinden' diyememeli insanlar. Önemli olan o 'öteki' kesimi uyandırmak."

Son dönem çokça tartışılan sinemacıların yeni iş yasasına dair Fırat, sektörün içerisindeki çıkmazları anlatıyor: 

"Sinema yasası bir türlü çıkmadığı için set işçilerinin çalışma saatleri düzenlenemiyor, sömürü orada da sürüyor. Ama bizim set daha duyarlı olduğu için 1 Mayıs'ta kapalıydı. Çalışma saatleri çok fazla olduğu için özellikle şehir dışında çalışan setlerde çalışan işçilerin kostüm almak için arabayla giderken yorgunluktan direksiyon başında uyuyup kaza geçirdiklerini, öldüklerini biliyoruz. Ancak birileri öldüğünde insanlar harekete geçiyorlar. Şimdi yavaş yavaş sendikalaşmaya başladık."

"Toplumsal sorunlara değen konularda söyleyecek sözü olan genç nesil sinemacıların beyaz perdede yeni bir oluşuma yol açıp açamayacağı" sorusunu ise Fırat, şöyle yanıtlıyor:

"Biz birbirimize alttan çekmediğimiz sürece, fraksiyonlar birbirini baltalamadığı sürece, kimse de 'bunlar da yandan solcu' demediği sürece, kısaca birbirimize izin verdiğimiz sürece iyi bir şeyler olacağına inanıyorum."

"Gerektiğinde otoriteye karşı duracaksın"

Emek sinemasının yıkılmasına karşı düzenlenen eylemde basın açıklamasını okuyan Fırat, "otorite ve korku ilişkisi"ne dair tespitlerini paylaştı: 

"Sol bir geçmişi olması bakımından Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'dan başlarda çok umutluydum ancak 'Ben Emek sinemasının yağlı koltuklarında oturmak istemiyorum' deyince umutlarım boşa çıktı. Emek sinemasının yıkılmaması için yaptığımız eylemde katılımın daha fazla olması gerekirdi. Ama bazı kesimler 'eyleme katılırsam iktidara karşı durduğum algılanır' diye düşünüyor. İşin içinde otoriteye karşı duyulan korkaklık da var. Halbuki otorite tam da senin baban, annen, öğretmenin. Gerektiğinde onlara da karşı duracaksın. Otorite, güç, yaş, statü, hiçbir zaman bir haklılık getirmez. Ekmek yediğimiz, içinde hayallerimiz, anılarımız olan bir sinema Emek sineması. Ruhu olan, kimliğini kaybetmemiş dünyadaki 50 sinemadan biri. Yıkılırsa geriye 49 tane kalacak."

"Başbakan'la yiyeceğim yemek mideme dokunur"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve sanatçıların zaman zaman bir araya geldiği demokratik açılım yemeklerine çağrıldığı takdirde gidip gitmeyeceği sorusunu Fırat, "Ben Tekel işçileriyle birlikte peynir ekmek yemeyi tercih ederim. Başbakanla yiyeceğim yemek mideme dokunabilir" diye yanıtlıyor.

"Başka Dilde Aşk" filminde eğitimli, maddi durumu iyi, sağır ve 'sessizliğiyle ünlü' kütüphanede çalışan Onur'u canlandıran Fırat, işitme engellilerin pek de 'duymadığımız' yanlarını anlattı:   

"Onlarla konuşurken yüzlerine bakmadığınızda ve dudaklarınızı okuyamadıklarında ya da hızlı konuştuğunuzda ister istemez gözleriyle sağlamaya çalıştıkları iletişimi engellemiş oluyorsunuz. Bu da kimi zaman işitme engellileri biraz agresif yapabiliyor. Bu aslında tamamen 'kendini yeterince ifade edememe' durumundan kaynaklanıyor. Ya da senden herkeste olan bir şey alındığında ve bu tamamen bedeninle ilgili bir şey olduğunda oluşan isyan etme durumundan kaynaklanıyor. Bu da çok anlaşılabilir bir şey."

"Sağırlar seslerin titreşimlerini diyaframlarından hissedebiliyorlar. Diyaframdan o titreşimi alarak çok iyi dans da ederler, müzikle araları da çok iyidir."

"İşitme engellilerin hepsi çok konuşkandır aslında. Çok sessiz, sakin bir ortamları olduğu düşünülür. Ama tersine duymadıklarından daha çok gürültülüdürler. Biz bir eşyayı bir yere koyarken ses çıkarmamaya çalışırız ya da kapıyı sessiz kapamaya çalışırız. Ama onların böyle sessiz bir yaşamları yok."  

'Onlar'a dair nasıl bu kadar emin konuşabildiğini ise Fırat, şöyle açıklıyor:

"Ortaokuldayken Seda diye sağır bir arkadaşım vardı. Hiç onun sakat ya da engelli olduğunu düşündüğümü anımsamıyorum. Evet işitme engelliydi ama bütün sınıfla iletişimi çok iyiydi. Hayatımın sonraki döneminde de çok sayıda sağır arkadaşım oldu. Arkadaşlarım sağır olan sevgilileri de oldu. O nedenle onların dünyasını yakından tanıyorum."

"Başkalarına koyduğun engeller daha tehlikeli"

Aşk ve 'suskunluk' üzerine düşüncelerini aktaran Fırat, filmde yansıtılan 'sağır erkek, sağır olmayan genç kız' ilişkisinin pratikteki yerine dair şunları söylüyor:

"Hiç engelli bir kız arkadaşım olmadı. Ama sağır birisine aşık olursam onun sağır olup olmadığından çok nasıl bir insan olduğuyla ilgilenirim. Zaten normalde engelli olmasalar dahi insan, kendisine ya da karşısındakine engeller koyabiliyor. Bence bu daha tehlikeli bir şey. O engeli aşmak, bedensel engelden çok daha zor oluyor."

Sağlıklı insanların genelde "bir gün 'onlar'dan biri olmak korkusundan 'onlar'dan kaçtığını" söyleyen Fırat, "Ama kaçırdığımız asıl nokta her gün onlardan biri olabilir insan aslında. Yanında bir şey patlar ve kulakların duymaz... Ama asıl 'sağırlık', duyanlarda da  olabilir. Biz ötekileştirdiğimiz her insanla iletişim kurmayı yürekten istersek bunu yapabiliriz" diyor.

Filmde, izleyiciyi de anlatmaya çabaladıkları meselelerin içine çekmek amacıyla "aşka siyaset karıştırdıklarını" söyleyen Fırat, "Bütün dizilerde idealize edilmiş bir yaşam gösteriliyor. Hepsi zengin ve güzel. Adamın tek derdi yiyip, içip, gezmek. Oysa neden bir engelli idealize edilmesin ki? diye düşündük senaryoyu yazarken. O yüzden Onur da idealize edilmiş bir karakter" diyor. 

Filmde kullanılan metaforlara ilişkin ise Fırat, şunları anlatıyor:

"Çağrı merkezinin sesli ortamı, kütüphanenin sessizliği, çağrı merkezine hiçbir zaman ihtiyacı olmayacak bir sağır ile parasını bu işten kazanan bir insanın nasıl karşılaşacağının hikâyesini anlattık. Bu iki insanın arasında başlayan aşkta yaşanan kavgalar, sorunlar Onur'un işitme engelli olmasından değil ilişkinin doğal yapısından kaynaklanıyor."

Filmin, özellikle 'öteki'lere de ulaşması için "popüler kodlar kullanarak" çektiklerini anlatan Fırat, "Popüler kodlar kullandık ama popülist olmadık. 10 bin kişinin izleyeceği bir film yapmaya ben inanıyorum. Ama o 10 binin zaten bizim derdimizden zaten haberdarlar. Zaten alt sınıf da, çağrı merkezlerinde çalışanlar da sağırlar da kendi dertlerini biliyorlar. Popülist bir film yaptık ama anlatmak istediğimiz anlaşıldı ki gösterimleri İşçi Filmleri Festivali'nde de yapılıyor."

Fırat, bir sonraki film projelerinin 'ensest' ile ilgili olduğunu söyleyen Fırat, "Yaptığımız ve yapacağımız filmlerle Türkiye'nin tabularını yıkmaya yardımcı olmaya çalışıyoruz, konuşulmayanı konuşmak istiyoruz. Tabulaşan şey bizi sakatlayan şey aslında. Bir ensest mağdurunu en çok etkileyen şey de zaten bu konunun tabu olması. Ensesti gerçekleştiren kişi de bu tabulara sığınıyor."


BERİVAN TAPAN'ın RÖPORTAJI


http://www.bianet.org/biamag/medya/121849-bizim-set-1-mayista-kapaliydi

Bu yazı toplam 337 defa okundu.
Bookmark and Share
Reklam Alanı
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Ayşegül DOMANİÇ YELÇE
Tam bir yıl oldu O’nu kaybedeli…
ARŞİVDE ARA
ETİKETLER
Reklam Alanı
Reklam Alanı
Reklam Alanı