CHP’li Kadıköy ve Maltepe belediye başkanları hükümetin baskılarını anlattı:
CHP’li Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk ve Maltepe Belediye
Başkanı Prof. Dr. Mustafa Zengin’le muhalefet partilerinden olan yerel
yönetimlere hükümetin baskıcı davranışlarını konuşuyoruz. Her iki
belediye başkanı da yerel yöneticilerin siyasi parti kimliklerini bir
tarafa bırakıp yörelerindeki bütün halka hizmet etmek zorunda
olduklarını söylüyor. Bir de dikkat çektikleri nokta şu: Artık ilçe
belediyeleri büyük şehir belediyelerinin şube müdürlükleri gibi
görülüyor.
- AKP’li belediyelerle ilgili bunca yolsuzluk dosyası olmasına rağmen
hükümetin bunları göz ardı edip CHP’li belediyelere baskınlar
düzenletmesini nasıl karşılıyorsunuz?
Selami Öztürk.- Biz artık adalet duygusunu arayan bir ülke haline
geldik. Bir korku toplumu yaratıldı. Korku toplumu yaratmanın tek
yöntemi de sizden olmayan ya da sizden gözükmeyen kişilere karşı farklı
yollarla baskı uygulamaktır.
Hükümet Türkiye’de önce sizler ve bizleri yarattı. Beni en çok
etkileyenlerden birisi Başbakan Erdoğan’ın bayramlarla ilgili söylediği
sözdür. Çocukluğumuzda şeker toplardık. Haliyle de bizim için o bayram
Şeker Bayramı’ydı. Ramazan Bayramı diyen de Şeker Bayramı diyen de dini
bayramını kutluyordu.
Başbakan, “Buna Şeker Bayramı denmez. Şeker Bayramı diyenlerin amaçları
başkadır” diyerek bir ayrışma başlattı. Bir ülkenin siyasetçisi,
Başbakan’ı bu sözü söylediği zaman tamamıyla ayrıştırmaya,
ötekileştirmeye yönelik bir harekettir. Bürokratı, savcısı, hâkimi,
polisi artık herkes bu ötekilere karşı baskı uygulamaya başladı. Bu
nedenle de hayat çekilmez hale geliyor.
Siz siyasette önemli birisiyseniz ya da ötekileştirmede lider olarak
kabul edilen birisiyseniz sadece siz değil, çevrenizde olan insanlar da
hedef tahtasına oturtuluyor. Selam verdiğiniz, oturup konuştuğunuz
birisinin günün birinde hesapları denetlenebiliyor, iş hacminin
kapasitesine bakılıyor, Maliye’den denetimler başlıyor. Böylece
insanları yanınızdan yavaş yavaş uzaklaştırmaya, sizi yalnızlaştırmaya
başlıyorlar. Hatta bankaya giden polis, banka müdürüne, “Söyleyin
kendisine, haberi olsun” diyor. Yani açık açık haber de veriliyor. Bunun
neresinde hukuk, insan hakları?
Böyle bir uygulamayı iktidar partisi mensubu bir belediye başkanı ya da
önemli bir kişisine yapmak mümkün mü? Ama bizim çevremizdeki bütün
insanlara bunlar yapılıyor. Muhtemelen size de bu uygulama yapılıyordur.
Muhalif başkanlar baskı altında
Mustafa Zengin - AKP’li belediyelere değil de CHP’li belediyeler olan
bizlere yönelik baskıların temelinde CHP’li belediyeleri halkın gözünde
itibarsızlaştırma hedefi vardır. Bizim özellikle güçlü olduğumuzu
bildikleri için halkın gözünde bunları nasıl rencide edebiliriz arayışı
içindeler. Bu, yaptıkları işin çirkinliğini göstermesi açısından önemli.
Yoksa baskılar günümüzde mahallemizde, evimizde, her yerde var.
Artık bu baskıların daha büyüyerek geldikleri nokta belediye başkanları
noktasıdır. Siyasetçiler bu çirkin politikayı uyguladıkları sürece
gideceğimiz yol budur. Bundan sonra da hep böyle devam edecektir. Bakın,
genel seçimler öncesi MHP’li milletvekili adayları hakkında kasetler
servis edilmiştir. Bunun amacı onları itibarsızlaştırmak ve bundan
nemalanmaktı.
Şimdi de aynı nemalar bizim üzerimizden sağlanmaya çalışılıyor. Yerel
seçimlere iki buçuk yıl kala yapılmak istenen bütün bunları hafızalara
kazımak, “İşte, CHP’li belediyeler böyledir” demektir. Bu arada da tabii
ki gündemi değiştiriyorlar. AKP’li belediyelerin yolsuzluklarını örtbas
etmeye ve Deniz Feneri davasını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.
İstanbul Barosu Başkanı sevgili kardeşimiz Ümit Kocasakal, “Benim bile
hukuk güvenliğim yok,” diyor. Bir baro başkanı Türkiye’nin geldiği bu
baskıcı noktada, “Benim bile hukuk güvenliğim yok” diyorsa artık bu
yapılanları çok ciddi biçimde sorgulamamız gerekiyor. Yoksa, bugün bana
yapılan yarın bir başkasına yapılacaktır. Zaten yapılıyor da.
AKP yerel yetkileri merkeze topluyor
- Başbakan Erdoğan’ın, CHP’li belediyelerin Alman vakıflarından
aldıkları paraları PKK’ye aktardıkları suçlamaları var. Ancak somut
olarak ortaya çıkan gerçek hiçbir CHP’li belediyenin Alman vakıflarından
para almadığı, buna karşılık bu vakıflardan en çok para alan
belediyelerin başta İstanbul, Ankara gibi AKP’li belediyeler olduğu.
Buna ne diyorsunuz?
M.Z.- Ben Konrad Adenauer Vakfı’nın varlığından bile haberdar değildim.
Adını bu vesileyle öğrenmiş oldum. Biz Maltepe Belediyesi olarak
geçtiğimiz iki buçuk yıl içinde hiçbir AB fonundan da para almadık.
Dışardan, sadece kapalı spor salonu için İller Bankası vasıtasıyla bir
para aldık.
Ben AB fonlarından para almayı da reddediyorum. Benim insanımın
yapacakları onların vereceği 70-100 bin Avro’dan çok daha değerlidir.
Ben iki buçuk yılda sekiz trilyon lira nakit borcunu ödemiş, şu anda da
12 trilyon lira nakit artısı olan bir belediyenin başkanıyım. Yani bizim
belediyenin o fonlara da ihtiyacı yok.
Ayrıca benim o paraları harcayacak yerim yok. Ben kendi yatırımlarımı
karşılayabilecek güçteyim. Dolayısıyla, onlar alıyorlar; bir yerlere de
harcıyorlar. Nasıl ve nerelere harcadıkları da çok sorgulanabilir. Ama
ben böyle bir parayı ya da krediyi oralardan almayı hiçbir zaman içime
sindiremiyorum.
Oralardan almadığım bir parayı da nerelere harcadığımı bana sormaları
hiçbir şekilde mümkün değildir. Sadece kendim için söylemiyorum.
Toplandığımızda bütün belediye başkanı arkadaşlarımla tartıştığımız bu
konudur. Bizim halkımıza kendimizi, yaptıklarımızı anlatmaktan başka bir
çabamız yoktur. Bizim Avrupa’ya gitmekteki amacımız da Avrupa’nın
sosyal demokrat belediyeleri iyice anlayabilmesi, tanıyabilmesidir.
Bizim gündemimiz tamamıyla farklıyken bu insanların ne yapmak
istediklerini anlamıyorum, anlamak da istemiyorum doğrusu.
S.Ö.- Ben Alman vakıflarından hiç para kullanmadım. Ama AB fonlarını
kullanan bir belediye başkanıyım. Bunun yapılmasını da hep öneriyorum.
Dürüst davranırsanız, özel muhasebe sistemlerine uyarsanız pekâlâ bu fonları kullanır ve iyi yatırımlar da yaparsınız.
Ama benim anlamadığım bir taraf var. Örneğin Friedrich Ebert Vakfı,
Alman sosyal demokrat partisi SPD’nin kurmuş olduğu ciddi bir sivil
örgüt. CHP SPD’yle ilişki içinde. Tabii ki herkesin kendi ülkesine dönük
amaçları olabilir. Ama siz buna prim vermeyin. Onların karşısında daha
ulusalcı, net bir tavır takının. Onlardan korkunuz olmasın.
Hükümet suçladığı bu Alman vakıflarının ülkede faaliyet göstermelerine
izin veriyor. Verdikleri birtakım kredilerin altında hükümetin imzası
var. O zaman kimin hesabını kime soruyor? Genel başkanımız, “Kim
olduklarını söylesinler gereğini yapalım” dedi. Biz tam tersine kendine
güvenen özgür, sosyal demokrat belediyeleriz. Sosyal demokrat
partilerle, vakıflarla, derneklerle şeffaf işbirliği yaparız. Bunu
gizlemeyiz.
Hükümetin ise beyninin arkasında hesapları var. Bunları bize fatura
etmek istedi. Ama olmadı. Hatta bu olayla birlikte yapmak istediği ciddi
şekilde ters tepti. Başbakan birinci günden sonra 180 derece dönüş
yaptı. Geçen gün bir grup belediye başkanı olarak Brüksel’e gittik.
AB parlamenterleri, grup başkanlarıyla görüştük. Türkiye’de bütün yerel
yetkilerin merkeze çekilmesi sorununu onlarla paylaştık. Bize AB’deki
sistemi daha çok anlatmaları gerektiğini söyledik.
Türkiye yerelleşmeli diyoruz. Ama tam tersine AKP hükümeti döneminde
bütün yerel yetkiler merkezde toplandı. Böyle olunca tek kişilik bir
yönetim tarzı ortaya çıktı. Bunu ne parlamenter ne de demokratik
sistemle bağdaştırmak mümkün.
İlçe belediyeleri on beş kocalı Hürmüz
Eski TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in, yerel seçimler öncesi, “İlçe
belediyelerini CHP, Büyükşehir’i AKP alırsa hizmet gelmez” sözleri
bugünü yansıtıyor. CHP’ye oy veren ilçelerin belediyeleri
cezalandırılıyor
- Hani ademi merkeziyetçilik olacak, yerel yönetimlere daha fazla yetkiler tanınacaktı?
Selami Öztürk - İlçe, belde belediyeleri tam anlamıyla şube müdürlükleri
haline getirildi. Büyükşehir belediye başkanlarına belli oranlarda
yetkiler verildi ama bunlar da sınırlı. Örneğin İstanbul’da plan yapma
yetkisi... Şehircilik Bakanlığı kuruldu. Onda yetki var. TOKİ’de,
Sanayi, Turizm, Ulaştırma bakanlıklarında yetki var. Yani bu konuda
yetkisi olmayan yok.
Böyle olunca da artık İstanbul’da bir master plandan, bir plan
birliğinden söz edebilir misiniz? Yedi kocalı değil, on beş kocalı
Hürmüz olmuş. Belediyelerin sağlık müdürlükleri var. Ama belediyelerin
bütün sağlık işlerini kendilerine bağladılar. Artık tek sorumlu Sağlık
Bakanlığı.
İstanbul’da trafik sorununun yüzde 30 çözümü trafik polislerini
belediyelere bağlamakla olur. Trafik polisi görevini yapmadığı,
kaldırımlar araç dolduğu zaman belediye olarak müdahale edemiyorsunuz.
Bir kaza anında Batı’da bir tek telefonla cankurtaran, itfaiye ve polis
hemen gelir. Burada, cankurtaran, itfaiye ve polis için ayrı ayrı
telefonlar etmeniz lazım. O da bulabilirseniz...
M.Z.- Sevgili Başkan’ın dediği gibi biz artık Büyükşehir’e bağlı şube
belediye olarak çalışan belediyeleriz. Biz halka hizmet ederken
zorlukları da engelleri de görüyoruz. İlçe belediyeleri ana arterlerde
Hiçbir şey yapamaz. Ama vatandaş bunu bilmez. Hizmet eksikse bizi
suçlar.
İnsanlara bunu anlatmak mümkün değil. İnsanların da bu gerçeği bilme
zorunluluğu yok. Büyükşehir’in yapması gereken hizmetler eksik
kaldığında vatandaş bunun sorumluluğunu ilçe belediyelerine yüklüyor.
Büyükşehir bazı projelerinize onay vermeyerek, sizi engelleyerek burada
sizi iş yapamaz duruma düşürmek istiyor. Bir dönem Adalet Bakanlığı
yapmış olan eski TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in seçimler öncesi, “İlçe
belediyelerini CHP, Büyükşehir’i AKP alırsa hizmet gelmez, haa,”
sözlerinin bugüne yansıması budur. Yani, “Bunu size yaşatacağız” demek
istiyor. Yaşatıyorlar da....
Bu da siyasi bir çirkinliktir, diye düşünüyorum. Biz, yöremizdeki halkın
sorunlarını birlikte çözmeyeceksek, siyasi rekabete gireceksek o zaman
iş sen-ben kavgasına dönüşür. Bundan da halk zarar görür. Bizim bunu
anlatmamız lazım.
Seçimlerden önce Maltepe için bir alt geçit projesi vardı.
Bütün AB fonları AKP’nin elinde
- Peki, muhalefet belediyeleri olarak kendi yağınızla kavrulmayı nasıl beceriyorsunuz?
S.Ö.- AKP’li ilçe belediyeleri çok etkilenmiyor. Çünkü Büyükşehir
Belediyesi ve bakanlık, hatta AB fonlarından çok ciddi yararlanıyorlar.
Bunu Brüksel’e gittiğimizde gördük. Hükümet bütün fonları yönetiyor.
Sivil toplum örgütlerini (STK) yönlendiriyor. Yani biz CHP’li
belediyeler kendi iletişimimizi kendimiz sağlamak zorunda kalıyoruz.
Anadolu yakasında AKP’li ilçe belediyelerine gidin. Ara sokaklara,
parklara kadar Büyükşehir Belediyesi yapıyor. Bunlar etiğe sığan, kabul
edilebilir davranışlar değil. Bizim ağlama gibi bir derdimiz yok. Sadece
bıraksınlar, yapalım. Sahil yolunda da bir sorunumuz oldu. Geceden
atılan çöpler sabah toplanmıyordu. Sabah temizlik işçilerini oraya
soktum. Bir gün Sahil Yolu’nda yürüyüş yaparken Büyükşehir’den birisi
önüme dikildi. “Buraya izin almadan temizlik işçisi sokamazsınız” dedi.
Vatandaşlar adamı neredeyse döveceklerdi. Şimdi biz sabah erkenden sahil
bandını komple temizliyoruz. Oraların işleri bize ait olması gerekirken
Büyükşehir’in yetki alanına girmesi zaten büyük çelişki. Büyükşehir
Belediyesi çiçeğe, böceğe, her şeye müdahale ederken çok başarılı olma
şansı da kalmıyor doğrusu.
M.Z.- Aynı hastalık. Ne kendileri temizliyorlar ne de bizim yapmamıza
izin veriyorlardı ilk başlarda. Sonunda onlara haber gönderdim.
İnsanlarımız sahil bandının, dolgu alanlarının ilçe belediyelerin yetki
alanlarında olmadığını bilmek zorunda değil. Onları biz bilgilendirmek
zorundayız. Biz de bunu yaptık. Gidiyoruz, yalvarıyoruz. Ne olur gelin,
yapın, diyoruz. Maltepe’de ana arterler çok fazla olduğu için ben
yoğunluğunu sokaklara odakladım. Şimdi merkezde engelli dostu sokaklar
yapıyorum. Bir gün de ana arterleri onlar (Büyükşehir Belediyesi)
yapacak diye bekliyorum. Otuz dokuz tane belediye var. Büyükşehir
bunların hepsine yetişemez. Ana arterlerin kaldırımları yürünemez
durumda. Çözüm basit. Bunları siz yapın diyecek. İş bitecek. Ama bunu da
yapmıyor. Halka vermek istedikleri mesaj da şu: Niye yapılmıyor,
anlayın haaa...
Seçimlerden sonra bunu durdurdular. Ama Ümraniye’ye her türlü yatırımı
yapıyorlar. O zaman Maltepe halkının ne günahı var? Günahı var. Çünkü
CHP’ye oy verdi. O zaman da Mehmet Ali Şahin’in seçimler öncesi
söylediği sözlere dönüyoruz. Demek ki CHP’ye oy verdiği için Maltepe
halkı cezalandırılıyor.
Yerel yönetici parti rozetini çıkarır
- Batı’da gelişen anlayışa göre yerel yönetici partili olmasına rağmen
seçildikten sonra parti rozetini bir kenara bırakır ve bölgesindeki
bütün halka hizmet vermek için uğraşır. Türkiye’de de bu anlayış böyle
mi?
S.Ö.- Seçilmiş belediye başkanı herkesin başkanıdır. Biz 1989’dan beri
Kadıköy Belediyesi’ni elimizde tutuyoruz. Neden? Çünkü herkese hizmet
götürüyoruz. Bize oy vereni de vermeyeni de kucaklıyoruz. Yüzde 26’yla
başladığımız oyumuz bugün yüzde 70. Geri kalan yüzde 30’un da
peşindeyiz. Biz seçildiğimiz gün parti rozetimizi çıkarırız. Sosyal
demokrat belediyeler böyle olmaya özen gösteriyorlar. Bize yapılan
uygulamayı biz ilkellik olarak görüyoruz. Bunu yaparak Türkiye’nin
hareket kabiliyetini inanılmaz biçimde engelliyorlar. Farklı davransalar
bugün Türkiye’nin gelişmişlik hızı bir kat daha artacaktır. Her şeye
rağmen Türkiye’de bir sosyal patlama olmuyorsa ve toplumda ayrışma
meydana gelmiyorsa bunun kaynaşma noktası yine belediyelerdir. Ama
hükümet yerel yönetimleri yok sayıyor. Yerel yönetimleri yok sayan
hükümet zamanla tek kişi yönetimine gider. Bunu aşmanın yolu da siyasal
partiler ve seçim kanunlarının değiştirilmesidir.
M.Z.- Belediyeler bütün halkı kucaklamalıdır. Tek kişilik yönetimler
olmaz. Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu’nun da söylediği gibi tek
kişiye bağlı otoriter bir rejime gitmek istiyorsanız tabii ki
kendinizden olmayanı kucaklamazsınız. Bu ülkede bütün bunları aşabilmek
için yeni bir anayasaya ihtiyaç var. Kimseyi ötekileştirmeden yeni bir
anayasa yapacaksanız bütün toplum kesimlerinin görüşlerini almalısınız.
RÖPORTAJ: LEYLA TAVŞANOĞLU / CUMHURİYET
Bu yazı toplam 332 defa okundu.