12 Şubat 2012 Pazar Saat 19:57
ONLİNE

Basın ve Yayın Haber Siteleri
Bookmark and Share
Reklam Alanı
Reklam Alanı
Reklam Alanı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Darbeler, partilerle birlikte sivil toplum örgütlerini de yok etti
02 Aralık 2009 Çarşamba Saat 01:59
Kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, televizyonlarda şiddet içeren görüntülere sansür değil, filtre uygulanacağını söylüyor.

Kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, televizyonlarda şiddet içeren görüntülere sansür değil, filtre uygulanacağını söylüyor. Bakan, sosyal sorunların çokluğunu, sivil toplum örgütlerinin azlığına bağlıyor.

Türkiye'de sosyal projelere sivil toplumun desteği sınırlı. Darbelerden dolayı insanlar sivil toplum örgütü kurma veya sivil toplum örgütüne üye olmada çekimser davranıyor."

 

“Bakan da olsanız, milletvekili de olsanız evde eşsiniz. Evin içine girince makamlar kalkıyor. Siyaset 24 saat yapılan bir iş. Ailemi ihmal etmedim desem, yalan olur.”

 

Göreve geldikten iki ay sonraydı. Denizli'den Ankara'ya giderken ani bir kararla Afyonkarahisar Mehmet Akif Ersoy Kız Yetiştirme Yurdu'na saptı. Gece yarısıydı. Yurtta kalan kız öğrenciler yattığı için yanındakileri kapıda bırakıp odalara sadece kendisi girdi. Gecenin bir vakti karşılarında önemli bir konuğu gören öğrenciler şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi. Bir bakanla ilk defa karşılaşıyorlardı, hem de gece yarısı. Bakan, öğrencilerle dertleşti, yurdun yemekhanesini, spor salonunu gezdi, yetkililerden bilgi aldı. Sonra da Ankara'nın yolunu tuttu. Gece yarısı ziyaretçisi, kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf'ın ta kendisiydi.

Türkiye'nin gündemi yoğun ve aynı zamanda hızla değişiyor. Toplumsal sorunlar yeterince ve derinlemesine tartışılamıyor. Aile kurumu tehdit altında, çözülme hızlanıyor. Kadınlara yönelik şiddet önlenemiyor. Tacize uğrayan çocukların sayısı artıyor. Özürlülerle ilgili altyapı çalışmaları yapılamıyor. Bütün bu konular Selma Aliye Kavaf'ın sorumluluk alanında. Bakan, acaba başını yastığa koyduğunda rahat uyuyabiliyor mu? Kavaf, bu soruyu cevaplarken zorlanıyor. Sanki bütün sorunlar gözünün önüne geliyor. Sancısı, yaşadığı sıkıntı yüzüne yansıyor. Sonra kelimeler ağzından dökülüyor: “Evet, uykularımın kaçtığı oluyor. Biz yol, köprü ve baraj yapmıyoruz. İnsanla uğraşıyoruz. Çok ağır, bizim işimiz insanla. Sorumluluk duygusu insanı tedirgin eden bir şey; ama iyi şeyler yapmak da mutlu ediyor.”

Kavaf, bakanlığında yaptığı çalışmaları anlatırken temel sorunlara parmak basıyor. Hükûmetin attığı adımların başarıya ulaşması için toplumsal duyarlılıkların gelişmesi, kanunlardaki boşlukların doldurularak denetimlerin sıklaştırılması, cezaların caydırıcı hâle getirilmesi gerektiğini söylüyor.

Batı'da sivil toplum ile devlet, sosyal sorunlara işbirliği içinde çareler arıyor. Batı medyası sosyal konuları daha çok gündeme taşıyor. Türkiye'de sosyal projelere sivil toplumun desteği neden sınırlı? Bireyler uygulamaları ne kadar sahipleniyor? Kavaf, burada askerî darbelere ve ara rejimlere atıfta bulunuyor. Demokrasinin çeşitli aralıklarla kesintiye uğramasının sadece partileri değil, sivil toplum örgütlerini de yok ettiğinin altını çiziyor: “Darbelerden dolayı insanlar sivil toplum örgütü kurma veya sivil toplum örgütüne üye olmada çekimser davranıyor.”

Kavaf, kabinedeki iki kadından biri. 27 Mayıs'ta yargılanan bir babanın kızı. AK Parti'nin ilk kadın kolları genel başkanı. 2007'de Denizli milletvekili olarak parlamentoya girdi. Son kabine değişikliğinde görevi Nimet Çubukçu'dan devralarak bakanlık koltuğuna oturdu. 6 aylık süre içinde, yasa çalışmaları, sosyal hizmet uzmanı yetiştirmek için açılan okullar, Sevgi Evleri, Alo Şiddet (Alo 183) Hattı ve özürlülerle ilgili projeleri ile dikkatleri çekti. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi Başkanlığı ve Darülaceze Genel Müdürlüğü gibi önemli kurumlar Kavaf'a bağlı.

Bakan Kavaf, yüksek tempoda çalışıyor. Ona göre, bu iş memur mantığı ile yapılamaz. Acaba bu yoğunluk ailesini nasıl etkiliyor? Kavaf, ailesini ihmal etmek zorunda kaldığını itiraf ediyor: “Siyasete girmeden önce eşim ve çocuğumla oturup konuştuk. Buna beraber karar verdik. Siyasetin bir faturası olacağını biliyorduk. Seyahatler, toplantılar ve iş yoğunluğu çok fazla. Bakan olduktan sonra ailemle daha az vakit geçiriyorum, ‘onları ihmal etmiyorum' desem yalan olur; ancak birlikte olduğumuz zamanı kaliteli kullanmaya çalışıyoruz.”

Kavaf'ın çalışma tarzı değişik. Çalışmaları kamuoyu ile paylaşıyor; ancak şovdan hoşlanmıyor. Basın Danışmanı Osman Bekar, bakanın özellikle yurtlara kamera almadığı bilgisini veriyor. Televizyonlardaki şiddet içerikli yayınları da eleştiriyor bakan. Basının ‘sansürcü' suçlamalarına ise aldırmıyor. Şiddet içeren görüntülerin mutlaka bir filtreden geçirilmesi veya şifreli yayınlanması konusundaki fikrinin arkasında duruyor. Kavaf, aralık ayı içinde dünya aile şûrasını İstanbul'da toplamanın hazırlıklarını yapıyor. Kavaf'ın Aksiyon'un sorularına verdiği cevaplar şöyle:

-Türk Ceza Kanunu'ndaki değişiklikle, aile içi şiddeti önlemek için cezalar ağırlaştırıldı. Şiddet mağduru sadece kadın değil, çocuk, yaşlı hepsi koruma kapsamına alındı. Yasalar çıkıyor; ama sorunlar devam ediyor?

Yasalardaki boşluklar uygulama sırasında fark ediliyor. İnsanların alışması, uygulamanın oturması için zamana ihtiyaç var. Polise, askere, savcılara şiddetle ilgili eğitim veriliyor. Acil yardım için oluşturulan Alo 183 hattının tanıtımını yaygınlaştırmamız lazım. 24 saat açık hizmet veriyor. Şikâyetler artan bir eğilim gösteriyor.

-Kanundaki boşluklar nedir?

İçişleri Bakanlığı ile protokol yapıldı. Kadın, şiddete uğradığı gerekçesi ile karakola gidiyor, orada barıştırılıyor ve istemediği hâlde tekrar evine gönderiliyordu. Evde daha büyük şiddetle karşılaşıyordu. Bazen de sonu ölümle biten saldırılara maruz kalıyordu. Karakola gittikten sonra hayatını nerede devam ettireceği konusundaki kararın kimlere ait olacağının netleşmesi gerekiyordu. Şimdi bir form hazırlayıp karakollara koyduk. Orada şiddete uğrayan kişilerin, görevlilerin bilgileri var. Sonrası için kadın evine mi dönmek istiyor, hastaneye mi nereye götürülecek bu karar görevli ile şiddete maruz kalanın imzalarına bağlı. Yine saldırıya uğrarsa kendisi de nereye gideceği konusunda irade beyan ettiği için mahkemenin muhatabı belli oluyor. Muğlaklık kalkmış oluyor.

-Engellilerin istihdamı konusunda sıkıntılar yaşanıyor. Bunun sebebi nedir?

İstihdam konusunda kurumlar hassas değil. Şehirler engellilerin hayatını kolaylaştıracak şekilde dizayn edilmiyor. Belediyelere büyük görev düşüyor. Fiziksel mekânlar, kaldırımlar özürlülere göre düzenlenmeli. Kamu kurumları işe almakta çekimser. Neden? Çünkü fiziksel çalışma mekânlarının engellilerin çalışabileceği şekilde düzenlemesi lazım. Meclis'te bakanların girdiği kapıda merdiven var, engellilerin inmesi için rampa yapılmış, o eğimi normal motorla çıkamaz, beş motor takması lazım. Hiç fonksiyonel değil. Hayatın her noktasında engelli olmayan insanların bu duyarlılığa erişecek şekilde eğitilmesi gerekiyor. Liselerde, üniversitelerde ders programına konulmalı. Zihnî altyapıyı başka şekilde oluşturamazsınız, bunun bir zorunluluk olduğunu kendisi düşünmeli. Yasalarla yaptırım konabilir; ama denetleyecek de insan, bütün birimlere duyarlılığı oluşturacak derslerin konması gerekir.

-Kanunları uygulamada sıkıntı yaşanıyor mu?

Yaptırımlar ve denetimlerin artırılması gerektiğini düşünüyorum. Yerine getirilmezse caydırıcı yaptırımlar olmalı, keyfe bağlı olmaması gerekir. Denetimi biz yapmıyoruz, bizimki fahri denetim. Çalışma Bakanlığı'nı uyaran biziz. Uyarabiliyoruz; ama cezai müeyyide uygulayamıyoruz. Müeyyidelerin ağır olması caydırıcı olur.

-Denetleme ve hizmet için kadro yeterli mi? Eleman istihdam politikanız nedir?

Sadece engellilere değil, yuvalara, yurtlara da hizmet veriyoruz. Sosyal hizmet uzmanı yetiştiren 13 üniversite içinde 13 ayrı bölüm var. Yıllarca bu kurumlarda uzmanı olmayan başka fakülte mezunları görev almış. Sosyal kurumlarda görev yapmak, engellilere, çocuklar ve kadınlara hizmet götürmek memur mantığı ile yapılacak iş değil. İnsanların bunu vicdanında hissetmesi gerekiyor. Kamu kurumlarındaki ücret politikası, mesai düzeni bellidir; o mantıkla burada çalışamazsınız. Onun için bu kurumlarda görev alacak kişilerin sosyal hizmet uzmanı olması çok önemli. Çünkü okulda okurken buralarda staj yapıyorlar, kendilerini neyin beklediğini, nasıl bir ortamda çalışacaklarını biliyorlar. Ona göre isteyerek seçmiş ve tercih etmiş oluyorlar. Bu sene iki tane daha sosyal hizmetler bölümü açtık, bu bölümden mezun olanların sayısı artacak. Bu arada sosyoloji ve psikoloji mezunlarını da bir eğitime tabi tutarak eleman açığını kapatmayı düşünüyoruz.

-Kimsesiz çocuklar için açılan sevgi evlerinin fonksiyonu nedir?

Yurtların fiziki şartlarını iyileştirdik çocuk evlerimiz, sevgi evlerimiz var. Mahallelerde tuttuğumuz evlerde çocuklar büyüklüğüne göre altışarlı veya sekizerli gruplar hâlinde kalıyor. Hayatın içerisinde ve mesela bir apartman içinde bir evimiz var. Komşuluk ilişkilerini geliştiriyorlar, evin idaresine katılıyorlar, o mahalledeki okula gidiyorlar. Çocuklarımız çok mutlu, son derece başarılı. Çocuk evlerinin sayısını artırmak istiyoruz. Mevcut sistem sağlıklı değil.

-Çocuk yurtlarını neden tasfiye ediyorsunuz?

Mükemmel fiziki ortam da sunsanız aile ortamı sıcaklığını çocuk psikolojisi üzerinde sağlamak çok zor, özellikle yurtlarda. Onun için eğer aile ekonomik sebeplerle çocuğunu yurda gönderiyorsa ‘Buyurun çocuğunuzun masrafını size veriyoruz, çocuk yanınızda kalsın' diyoruz. Bu şekilde 9 bin 600 çocuk ailesinin yanına döndü. 14 bin çocuğumuz da kuruma hiç gelmeden aileleri ya da akrabalarının yanında kaldı. Onun dışındakileri çocuk evlerine aktarıyoruz. Yurtları tasfiye etme kararı içindeyiz. Aileler parçalanabiliyor, sosyal devlet olmanın gereği çocukları ortada bırakamayız, ama çocuklar istedikleri takdirde hafta sonları ailelerinin yanına çıkabiliyor.

-Koruyucu aile sistemine ilgi var mı?

Koruyucu aile sistemini yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Bir kampanya yaptık, İzmir şampiyon oldu. 206 çocuğu koruyucu aileye verdik. Az çocuklu aileler veya çocuğu üniversiteyi bitirmişler için çocuk evde hayat kaynağı olabilir. Yurtlara da gidilebilir; ama çocuklar ev ortamında olmak istiyor. Onların koruyucu aile ile ele alınması daha doğru. Çocuklar yurt ortamından çıkmak istiyor, o mekâna birilerinin gelmiş olması onları çok mutlu etmiyor, ziyaret edenler bir saat kalıp gidiyor.

 

Şiddete sansür değil, filtre gelecek

 

Televizyonlardaki şiddet içerikli yayınlardan kamuoyu vicdanı çok rahatsız, ben de rahatsızım. Gündeme geldiğinde medya bunu sansür olarak algıladı. Sansür ayrı, filtre ve kontrol ayrı. Arada hassas bir çizgi var. Yurt dışında benzeri görüntüler mutlaka şifrelidir ve gecenin belli saatinde yer alır, insanlar para ile satın alır, seyreder. Prime Time'de bunlar yayınlanmaz. Biz konuyu takip ediyoruz. Düzenleme yapılmasını istiyoruz. Görsel medya zihinsel altyapıyı çok etkiliyor. Bizde bütün çizgi filmler şiddet üzerine ve argo. Bu çocuklar hepimizin. Sonra sokakta neden şiddet var diyoruz, aile içinde neden şiddet var diyoruz. Bu zincirleme bir şey. Sözlerimin arkasındayım.

 

Kadınlar daha aktif olmalı

 

Kadınların siyasete katılımı az, bunun altyapısı çok önemli. Kadının önce sosyalleşmesi, kendi ayakları üzerinde durabilmesi gerekiyor. Kadının sivil toplum örgütleri, okul aile birliklerinde yer alarak sosyalleşmeyi buralardan gerçekleştirmesi lazım. Hiçbir şey yapmıyorsanız, çocuk aile birliğine gidin, orada oy kullanın, kulis nasıl yapılıyor öğrenin, diyorum. Farkında olarak geldiğinizde ayaklarınız üzerinde durmanız daha kolay. Kimseye ‘gel buyur' denmiyor, siyaset içinde de mücadele gerekiyor. Erkekler hep bu alanda faaliyet göstermiş, siyaseti kendilerine ait bir alan olarak görüyor doğal olarak.

Bu yazı toplam 252 defa okundu.
Bookmark and Share
Reklam Alanı
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
ARŞİVDE ARA
ETİKETLER
Reklam Alanı
Reklam Alanı
Reklam Alanı