Televizyonlardaki kadın
programları iyice zıvanadan çıktı.
Sevgili
okuyucularım, durum gerçekten çok vahim.
Her türlü
kepazelik yaşanıyor.
Dram dolu
hikâyeler, oluk gibi akan gözyaşı birçok kanalda!
Bizler de koyun
gibi izliyoruz, izledikçe de çakılı kalıyoruz bol acılı hayatlara.
Yaşam çarkında
sıkışmış kalmış insanları seyredip zevk alıyoruz.
Kendi halimize
bakıp, sonra da bizden daha kötüleri de varmış deyip seviniyoruz.
Dertlerimizi,
sıkıntılarımızı, tasalarımızı o süre boyunca unutuyoruz.
Çok bencilce ama
öyle...
XXXXXXX
İzlenme oranları
yükseldikçe bu tarz programların benzerleri çoğalıyor, akıbeti de uzun süreli
oluyor.
Son durum şu;
programcılar, engelli kardeşlerimize taktılar.
Üzülerek
söylüyorum, engellileri de artık reyting uğruna
kullanıyorlar.
Gözü görmeyen,
yürüyemeyen, sağır, dilsiz ne kadar vatandaş varsa stüdyolarına konuk ediyorlar.
Önce dertlerini
dinliyor, sözde mücadelelerini ekrana yansıtıyorlar.
Şaka gibi; fonda
damardan bir müzik çalıyor.
Tuzak
sorularıyla önce içlendiriyor, sonra isyan ettiriyor ve ağlatıyorlar.
Utanmadan
engellilerin üzerinden para kazanıp, rant sağlıyorlar.
İman, Allah
korkusu falan hak getire!
Gözlerini yeşil
banknotlar bürümüş, işledikleri büyük günahın farkında bile değiller.
XXXXXXXX
Adana'da
yaşayan, doğuştan 'Cam kemik hastası' olan, 97 santim boyunda
Zekeriya Ünal'ın ibretlik bir yaşam hikâyesi var.
Engelli olmasına
rağmen hayata sıkı sıkıya bağlı, her aldığı nefes için Allah'a şükür ediyor.
Kırılgan bir
kemik yapısına sahip olduğu için akranları gibi okula gidememiş.
Ancak, özel ders
alarak öğrenimini tamamlamış.
Tekerlekli
sandalyesine mahkûm yaşıyor fakat müthiş mücadeleci.
Ünal, şimdi bir
internet sitesinde editörlük ve köşe yazarlığı yapıyor.
Esra
Ceyhan işte bu
'Cam Adam'ın canını fena yakmış.
Zekeriya
kardeşimizin ağzından Esra Ceyhan Hanımefendi'yle yaşadıkları:
"Bu yazıyı
kaleme alırken kendimi son derece aldatılmış, unutulmuş, bir kâğıt gibi
buruşturulup bir kenara atılmış hissediyorum.
Her şey Anadolu
Ajansı'nın benimle, hayattaki pozitif duruşumla ilgili röportaj yapmasıyla
başladı.
Bu röportaj
internetteki birçok haber sitesinde yayınlandı.
Hayatım normal
akışında devam ederken Esra Ceyhan programından Gül Hanım aradı. Beni uçakla
İstanbul'a getirterek canlı yayına çıkarmak istediklerini söylediler. Hatta Esra
Ceyhan Hanım'ın bizzat benimle ilgilendiğini de belirtmeden edemedi. Bu konuyu
düşünmek için kendisinden süre istememe rağmen defalarca aradılar. Sonunda
tekliflerini kabul ettim. Büyük bir heyecanla hazırlıklara başladım. Ne de olsa
ilk defa ulusal bir kanalda canlı yayına davet ediliyordum. Mutlulukla
havaalanına doğru yola çıktım, annemin cebi çaldı. Arayan Gül Hanım'dı. Canlı
yayında benimle ilgili bir aksaklık çıktığını, uçağa binmememizi söyledi. Büyük
bir hayal kırıklığı ve hüsrana uğramış bir vaziyette evime döndüm.
Gül Hanım'ın
ifadesine göre, programın reyting kaygısı, kart borcu yüzünden çocuğunu kesmek
isteyen adam haberini, engelli ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir
gazeteci gencin haberine tercih etmişti.
Hiçbir ulusal
kanal, hiçbir televizyon programı, hiçbir televizyoncu beni bir kâğıt parçası
gibi buruşturup bir kenara atamaz."
XXXXXXXX
Bilmem başka bir
şey dememe gerek var mı?
Şebnem ÖZCAN
sebnemo@bugun.com.tr Kaynak.bugun.com