17 Temmuz 2011 PAZARResmî GazeteSayı : 27997
TBMM KARARI
BAKANLAR KURULU HAKKINDA YAPILAN/linkz>
GÜVENOYLAMASINA İLİŞKİN KARAR
Karar No. 998 Karar Tarihi: 13/7/2011
İstanbul Milletvekili Recep Tayyip ERDOĞAN Başkanlığındaki Bakanlar Kurulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 13/7/2011 tarihli 9 uncu Birleşiminde yapılan güven oylamasında, (173) ret oyuna karşı (322) kabul oyuyla güvenoyu almıştır.
—————
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN TARAFINDAN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNE SUNULAN
61 İNCİ HÜKÜMET PROGRAMI
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Cumhuriyetimizin 61’inci, Adalet ve Kalkınma Partisinin 4’üncü hükümeti adına aziz milletimizi ve siz değerli vekillerini saygı ile selamlıyor, Meclisimizin 24. Döneminin milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını Cenabı Allah’tan temenni ediyorum.
Bu vesile ile başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, “muasır medeniyet” yolunda bu büyük millete hizmeti geçen, eser bırakan, taş üstüne taş koyan, bütün devlet ve siyaset adamlarına teşekkürü borç biliyorum.
12 Haziran 2011 Seçimleri ile TBMM’de temsil yetkisi alan bütün siyasi partileri ve siz değerli milletvekillerini yürekten tebrik ediyor, hep birlikte milletimize yapacağımız hizmetlerde başarılar diliyorum. Atacağımız adımların bölgemizde ve dünyada barışa, adalete, huzur ve istikrara katkı sağlayacağına inanıyorum.
Yeni dönemde de ülkemizin hızlı ve istikrarlı bir şekilde kalkınması ve kalkınmanın nimetlerinin tüm kesimlere adil bir şekilde yansıması için, göreve başladığımız ilk günkü aşkla, heyecanla çalışma azmindeyiz.
Amacımız bu dönem sona erdiğinde çok daha güçlü, müreffeh ve özgür bir Türkiye’ye ulaşmak; ekonomisi, bilim ve teknolojisi, siyaseti, sosyal ve kültürel politikaları ile her alanda dünyadaki saygınlığını ve etkinliğini daha da artırmış bir ülke olmaktır. Bunlar, halkımızın bizlerden beklentisi ve omuzlarımıza yüklediği mukaddes bir emanettir.
Milletimiz, odağında birlik ve kardeşlik olan büyük bir medeniyetin mirasçısı ve taşıyıcısıdır. Müstesna bir coğrafyada genç ve dinamik nüfusu ile bu milletin sahip olduğu muazzam enerjisini iç çekişmelere değil, Cumhuriyetimizin 100. Yılında 2023 Vizyonu ile çerçevesi çizilen yeni hedeflere yönlendirmek durumundayız.
Alışılageldik kalıplardan çıkarak, değişim ve reform irademizi anlık duygulara feda etmeden, 21. yüzyıl dünyası şartlarında, yeni Türkiye’yi inşa etmek ortak sorumluluğumuzdur. Köklü tarih ve medeniyetimizi, insanlığın evrensel birikimi ile harmanlayarak, bölgemizde ve dünyada “barış ve istikrara aktif katkı sağlayan” bir ülke olarak yolumuza devam edeceğiz.
Değerli Milletvekilleri,
Genel itibarıyla huzur ve güven ortamı içerisinde gerçekleşen, hızlı bir şekilde sonuçlandırılan, adil ve özgür bir seçim süreci yaşadık. Demokratik geleneğimizi ve kültürümüzü bu seçimle daha da kuvvetlendirmiş olduk. Bunun için hükümet olarak büyük çaba sarf ettik. Bu vesile ile seçim sürecine katkıda bulunan tüm kişi ve kurumlara bir kez daha teşekkür ediyorum.
Ülkemizin bütün sorunlarının özgürce görüşülüp, farklı çözüm önerilerinin ortaya konduğu ve milli iradenin tecellisiyle nihai kararların alındığı yegâne çatı Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
12 Haziran seçimleriyle oluşan bugünkü Meclisimizin çok önemli bazı özelliklerine dikkat çekmek isterim. Bu Meclis, yurtiçinde yüzde 87 gibi çok yüksek düzeyde bir katılım oranı ile gerçekleşen bir seçimle oluşmuştur. Meclisimize girmeye hak kazanan milletvekillerinin temsil ettiği seçmen oranı ise yüzde 95 gibi yine uzun zamandır rastlanmamış bir düzeye çıkmıştır. Bu sonuçlar, demokrasimizin “katılımcılık” ve “temsil” niteliklerinin daha da güçlendiğinin göstergesidir.
Bu seçim sonuçları, aynı zamanda, milletimizin siyaset kurumuna duyduğu güvenin en yüksek düzeye çıktığının da bir ifadesidir. Milletimizin Meclisi tüm sorunlarının çözüm adresi olarak gördüğünün ve bu Meclisten çok şeyler beklediğinin açık bir işaretidir.
Milletimiz, yüksek katılım ve temsilin yanı sıra, yönetimde istikrarı da güçlü bir şekilde sürdürme yönünde tartışmasız bir destek vermiştir. Demokrasi tarihimizde görülmemiş, dünyada da eşine az rastlanır bir şekilde, birbiri peşi sıra üç dönem partimizin oylarını artırarak iktidarımıza olan güvenini tazelemiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi olarak 12 Haziran 2011 seçimlerinden başarı ile çıktık. Aziz milletimize, bize olan güveninin artarak devam etmesinden dolayı, ayrıca şükranlarımı sunuyorum. Siyaset tarihimize silinmez harflerle yazılacak olan bu başarı, aynı zamanda sorumluluğumuzu ve hassasiyetimizi de artırmıştır.
12 Haziran 2011 seçimlerinin asıl galibi hiç ama hiç şüphesiz Türkiye'dir, bu aziz millettir. Sahip olduğumuz tecrübe ile hiç eksilmeyen heyecanımızı birleştirerek bu millete efendi değil hizmetkâr olmaya devam edeceğiz.
Değerli Milletvekilleri,
Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, köklü tarihimizden ve medeniyetimizden aldığımız özgüvenle, ilk günden itibaren “kaynak Türkiye’dir” dedik. Ülkemizin sahip olduğu muazzam potansiyeli harekete geçirmek üzere şeffaf, ülke gerçekleri ile tutarlı ve güven verici politikalarla milletimizin huzuruna çıkmayı en önemli ilke olarak benimsedik.
Milletimizi siyasetimizin öznesi olarak gördük, attığımız her adımda insanımızın değerlerini, talep ve beklentilerini esas aldık, siyaset kurumuna güvenin ancak böyle sağlanacağına inandık.
Türkiye’yi zenginleştiren, demokrasisini derinleştiren, ülkemizin itibarına itibar kazandıran siyasetimiz, yeni dönemde daha güçlü bir Türkiye için milletten aldığı gücü yine milletimizin hizmetine sunacaktır.
Başarılarla ve reformlarla dolu iktidarımızın tecrübesiyle yeni hükümetimiz, önümüzdeki dönemi de Türkiye’ye kazandırma kararlılığındadır. Ülkeler arasında kıyasıya bir rekabetin yaşandığı dünyamızda, kaybedecek bir tek günümüz yoktur.
Başlatmış olduğumuz ve halkımızın büyük desteğine mazhar olan dönüşümlere devam etmeyi esas alan yeni Hükümet Programımız, ülkemizi ulaştıracağımız pek çok yeni hedefi içermektedir.
Değerli Milletvekilleri,
Önceki Hükümet Programlarımız ülkemizin yıllardır bekleyen sorunlarına gerçekçi çözümler içermekteydi. Dünyanın ve bölgemizin yaşadığı çalkantılı dönemlere rağmen, bu çözümlerin büyük bir bölümünü hayata geçirmiş durumdayız.
Bölgesel çatışmalardan küresel krize, siyaset kurumuna demokrasi dışı müdahale çabalarına kadar birçok iç ve dış badireyi dirayetle atlattık. Diklenmeden dik durduk, omuzlarımıza yüklenen emanete sahip çıktık, milletimizin ekmeğinden de özgürlüğünden de taviz vermedik. Demokratik siyaset kurumunu bir bütün olarak zayıflatmaya yönelik her türlü tahrik ve tertibi aştık. Bundan sonra da milletimiz ile birlikte aşmaya kararlıyız.
Değişimden yana bir hükümet olarak demokrasi ve hukukta, ekonomide, sosyal alanda ve dış politikada ezberleri bozduk.
Bugün artık siyasetin alanı daha geniş, ekonomi daha büyük, sosyal bünye daha güçlü, ülkemizin bölgesinde ve dünyada itibarı çok daha yüksek…
Sorunlardan kaçmadık, yapay gündemlere takılıp kalmadık. Sorunlardan değil, sorunların çözümünden beslenen ve büyüyen bir iktidar olduk.
Tüm bu reform ve dönüşüm sürecinde milletimiz ve milli iradenin tecelligahı olan Meclisimiz en büyük desteğimiz oldu.
Avrupa Birliği sürecinde ve temel Kanunların yasalaşmasında Meclisimizin gösterdiği uzlaşı ruhu ve ülkenin geleceğine dönük sorumluluk bilinci her türlü takdirin üzerindedir.
Önümüzdeki dönemde Meclisimiz içinde diyaloğa, uzlaşma arayışına ve işbirliğine önem vermeye devam edeceğiz. Meclisimizin daha verimli çalışması için hükümet ve AK Parti Grubu olarak elimizden gelen tüm katkıyı vereceğiz. Bugüne kadar sağladığımız gelişmelerde arkamızda hissettiğimiz en güçlü destek Meclisimiz olduğu gibi, bundan sonraki adımlarımızda da Meclisimizin çizdiği rotada ilerleyeceğiz.
Artık geleceğe daha umutlu ve güvenle bakıyoruz. İki dönemdir kapsamlı icraatımız ile oluşturduğumuz sağlam zemine sımsıkı basarak, ufkumuzda 2023 hedeflerini görüyoruz. Artık Türkiye, yol haritası belli, “öngörülebilirliği” yüksek bir ülkedir.
12 Haziran seçimlerinde hesap verdiğimiz halkımız, yapılanları takdir ettiğini gösterdiği gibi, gelecekte yürümemiz gereken yol haritasını da hür iradesiyle tayin etmiştir.
Halkımız istikrar içinde yenilenmeye destek vermiştir. On yılların birikimi olan sorunlara, köklü ve hızlı çözüm bulma iradesini beyan etmiştir. Hepimize düşen görev, işte bu çatı altında bu kutlu çağrıya cevap vermektir.
12 Haziran seçimleri öncesinde, iktidar olma sorumluluğu içinde, gerçekçi hedefler içeren, geniş kapsamlı bir “Seçim Beyannamesi” hazırladık ve kamuoyuna açıkladık.
Şu anda sizlere sunmakta olduğum Hükümet Programımız, 2023 Vizyonuyla şekillendirdiğimiz son Seçim Beyannamemizde yer alan hedeflerimizi ve Beyannamemiz dışında kamuoyu ile paylaştığımız çeşitli taahhütlerimizi esas almaktadır.
2023 Vizyonumuz 12 yıllık bir dönemi kapsamakta olup, Hükümet Programımız bu perspektifin ilk dört yılını detaylandırmaktadır. Bu dönemde atacağımız her adım bizi Cumhuriyetimizin 100. yılı hedeflerine daha fazla yaklaştıracaktır.
58, 59 ve 60. Hükümetlerin devamı olan 61. Hükümet dönemini kapsayan bu Program, süreklilik içerisinde geleceğe bakışımızı ve yeni hedeflerimizi içermektedir.
Sizlerin onayı ile bu Program, Yeni Türkiye’nin inşa edilme kapısını sonuna kadar açacaktır. 21. Yüzyılın yükselen ülkesi olarak, bölgemizde ve dünyada hak ettiğimiz konumu pekiştirecektir.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Cumhuriyetin kuruluşundan sonra en büyük modernleşme hamlesi olan Avrupa Birliğine katılım sürecini kararlılıkla yürüttük. Yaklaşık yarım asırlık bir süre sonrasında, sonuç alıcı adımlarla Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerini başlatan hükümet olduk.
Bazı AB üyesi ülkelerin objektif kriterlerden uzak siyasi yaklaşımları süreci olumsuz yönde etkilese de, halkımızın yararına gördüğümüz AB standartlarına uyum konusundaki çalışmalarımıza samimi olarak devam ediyoruz. Müktesabata uyumda Fasıl açıp kapatma prosedüründen bağımsız bir şekilde, kendi oluşturduğumuz planlama ile çalışmalarımız devam edecektir. Ekonomik kriterlere uyum alanında, küresel krize karşı gösterdiği örnek performans ile bugün ülkemiz çok daha farklı bir konumdadır.
Önümüzdeki dönemde de sürdüreceğimiz reformlar, ekonomik gelişme ve aktif dış politika, AB ile Türkiye ilişkilerini olması gereken noktaya taşıyacaktır. Zaman ülkemizin lehine işleyecektir.
Avrupa Birliğine tam üyelik sürecine verdiğimiz önemin bir gereği olarak Avrupa Birliği Bakanlığını kurmuş bulunuyoruz. Bu yeni kurumsal yapı içerisinde, Meclisimizin de hayati katkıları ile reformlarımızı sürdüreceğiz. Yeni yapılanma ile birlikte AB üyesi ülke halkları nezdinde ülkemizin hak ettiği şekilde algılanması konusunda da çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız.
Avrupa Birliği üyeliğini her şeyden öte ülkemizde temel hakların kurumsallaşması ve demokrasinin derinleşmesi olarak görüyoruz. Demokratikleşme yolunda attığımız adımlara yenileri ile devam edeceğiz. Bu çerçevede, mevzuatımızda yer alan tüm antidemokratik hükümleri tarayarak ortaya çıkaracağız. Tespit edilen hükümleri statüsüne göre Meclisimizin iradesi veya idarenin ikincil düzenlemeleri ile ortadan kaldıracağız.
Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin de önemli katkıları ile demokratikleşme yönünde aldığımız mesafe, sivil yeni anayasa ile taçlanmış olacak ve Türkiye ileri demokrasiye kavuşacaktır. Yeni anayasa çalışmalarımız, ülkemizde ileri demokrasiye geçişi sağlayacağı gibi AB’ye tam üyelik yolunda ülkemizin çabalarını daha üst bir noktaya taşıyacaktır.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
AK Parti Hükümetleri olarak politikalarımızı bir bütünlük içinde şekillendirdik. Ekonomik istikrarı demokratik gelişmelerden ayrı düşünmedik. Gerçekçi sosyal politikaları ekonomik ve demokratik gelişmelerle bağlantılı gördük. Bu alanlarda aldığımız mesafelerin ülkemizin dış politikası ve dünyadaki konumu ile etkileşimini gözettik.
“Demokrasi açığının” geçmişte insanımıza ve ülkemize ödettiği ağır bedellerin farkında olarak, siyaset kurumunun itibar kazanmasını ve demokrasimizin ayıplarından arındırılmasını her zaman temel öncelik olarak ele aldık.
Sonuncusu Anayasa Halkoylamalasında olmak üzere, pek çok reformu cesaretle hayata geçirdik. Ülkemizi yasaklardan, olağanüstü hallerden uzaklaştırdık; vesayetçi anlayışların sultasına karşı milli iradeyi güçlendirdik.
Çoğulcu ve özgürlükçü bir demokrasi anlayışıyla bireylerin ve toplumdaki farklı kesimlerin bütün yönleriyle kendilerini özgürce ifade ettiği zeminlerin inşa edilmesini amaçladık. Hiç kimseye yaşam tarzı dayatmadık, tüm inançlara ve yaşam tarzlarına saygıyı ilke kabul ettik.
Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla yerleştirilmesi, eksik demokrasiden ileri demokrasiye geçişin tam olarak sağlanması üçüncü dönemde de temel hedefimizdir.
Bu dönemde, milletimizin TBMM’den en önemli beklentisi yeni bir anayasa yapılmasıdır. Hükümet ve AK Parti grubu olarak bu konuda tam bir kararlılık içerisindeyiz.
AK Parti olarak, yeni anayasanın mümkün olan en geniş katılımla hazırlanmasını, tüm toplumsal kesimlerin taleplerini yansıtan tam bir "toplum sözleşmesi" olmasını arzuluyoruz. Milletimiz ve Meclisimiz bunu yapacak olgunluğa ve birikime sahiptir.
22. ve 23. TBMM dönemlerinde gerçekleşen 2004, 2007 ve 2010 anayasa değişiklikleri bireysel hakların ve demokratik siyasetin alanını genişletmiş, yeni anayasanın zeminini hazırlamıştır.
Esasen, Türkiye'nin her alanda katettiği mesafe ve artan toplumsal beklentiler, yeni anayasayı ertelenemez hale getirmiştir. Toplumun yaklaşık 30 yıl önce, bir müdahale ürünü olarak kendisine dayatılan bu Anayasayı hak etmediği açıktır.
Seçim kampanyası sürecinde hemen tüm partiler yeni anayasa taahhüdü ile milletimizin karşısına çıkmışlardır. Bu taahhüdün gereğini yapma noktasında toplumun Meclis çalışmalarını ve tüm siyasi aktörlerin gayretlerini yakından izlemesi kaçınılmazdır.
Bu nedenle, önümüzdeki dönem yeni anayasa dönemi olacaktır. Cumhuriyetimizi kuran, en zor şartlarda milli mücadelemize önderlik yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeni Anayasayı yapacak tam yetkiye, güce ve iradeye sahiptir. 24. Dönem meclis yapımız yeni Anayasanın en geniş temsil ve uzlaşma ile yapılması için büyük bir fırsat sunmaktadır. AK Parti grubu olarak, Meclisimizin yapacağı bu hayati çalışmalara en üst düzeyde destek olacağımızdan ve siyasi irademizi Meclisimizin sonuç alması yönünde güçlü bir şekilde ortaya koyacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Elbette yeni Anayasanın nasıl olacağına Milletimiz karar verecektir. Biz bu anayasanın; dışlayıcı değil kapsayıcı, ötekileştirici değil kucaklayıcı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, baskıcı değil özgürleştirici bir anayasa olması gerektiğine inanıyoruz. Yeni Anayasanın bireyi ve onun haklarını esas alan; milli birliğimizi ve ortak değerlerimizi koruyan; toplumsal çeşitliliği bir zenginlik olarak kabul eden; tek sesliliği değil çoğulculuğu öne çıkaran ve demokratik hukuk devletinin tüm unsurlarını içeren bir metin olmasını savunuyoruz.
Yeni Anayasanın, sadece Anayasa uzmanları tarafından değil, toplumun tüm fertleri tarafından anlaşılabilir kısa, öz, açık ve tutarlı olması gerektiğine inanıyoruz.
Kısacası, yeni Anayasa demokratik ülkelerin kabul ettiği temel siyasi değer ve ilkeleri benimseyen, demokratik, çoğulcu ve özgürlükçü bir metin olmalıdır. Ayrıca, temel haklar kısmı düzenlenirken Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi ülkemizin taraf olduğu uluslararası insan hakları belgelerinin de esas alınması gerektiği düşüncesindeyiz.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Bu dönemdeki demokratikleşme hedefimizi “İleri Demokrasi” olarak belirledik.
Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümüne doğru ilerlerken hedefimiz, demokratikleşme alanında örnek ülkelerden birisi haline gelmiş ve müzmin toplumsal sorunlarını asgariye indirmiş bir Türkiye’dir.
AK Parti olarak, kurulduğumuz günden itibaren, toplumsal sorunların daha fazla demokrasi ve daha fazla özgürlük ile çözüleceğine inandık. Toplumsal sorunlarımıza samimiyetle, daha iyi anlayarak, çok boyutlu bir bakış açısıyla yaklaşmak temel ilkemiz oldu.
İnsanı odağa alarak, “yaratılmışları yaratandan ötürü severiz” anlayışını şiar edindik. Vatandaşlarımız arasında asla ayrım yapmadık, bundan sonra da yapmayacağız. Kronikleşmiş toplumsal sorunları örtünün altına iten, görmezden gelen politikaları asla benimsemedik ve benimsemeyeceğiz.
Türkiye’nin, çözümü sürekli ertelenen ve ertelendikçe daha da karmaşık hale gelen köklü sorunları ile cesaretle yüzleştik. Daha önceleri hayal dahi edilemeyen adımlar attık.
Yıllardan beri demokrasi eksikliği ile büyüyen; dil, din, mezhep, etnik köken gibi konularda çok boyutlu ve kalıcı çözüm arayışlarımız önümüzdeki dönemde de sürecektir.
Türkiye, küresel sistemin geleceğinde etkili olacak karar mekanizmalarında yer alırken ve 2023 yılında ilk 10 ekonomiden biri olmayı hedeflerken, iç bünyesini çok daha sağlamlaştırmak zorundadır.
Bu bağlamda, Türkiye bir dönüm noktasındadır, büyük bir imtihanla karşı karşıyadır. Ya daha büyük, daha güçlü ve daha müreffeh bir ülke olarak küresel düzende yerimizi alacağız, ya da köklü sorunlarını çözemeyen ve sürekli patinaj yapan bir ülke olacağız. AK Parti olarak bizim kararımız nettir. Her açıdan hepimize kaybettiren ve Büyük Türkiye’nin önündeki en ciddi engel olarak duran sorunlar konusunda attığımız büyük adımları ilave adımlarla sonuca götürmeye kararlıyız. Çok şeyler yaptık, denizi geçtik, derede boğulmayacağız.
Çoğulcu ve özgürlükçü demokrasiyi daha köklü bir şekilde yerleştirmek ve kardeşliğimizi yüceltmek için Milli Birlik ve Kardeşlik Projemizin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Bizler ortak bir tarihi ve medeniyeti paylaşan, ortak geleceğimizi birlikte inşa eden tek bir milletiz. Geçmişte tüm insanlığa örnek olacak bir birlikte yaşama tecrübesi göstermiş bir ecdadın mirasçılarıyız. Ortak değerlerimizi hiçbir şekilde gözardı etmeden, farklılıklarımızı zenginlik olarak görmek ve çatışma konusu olmaktan çıkarmak hepimizin müşterek sorumluluğudur.
Medeniyet değerlerimize yakışmayan bir şekilde, belirli dönemlerde yapılmış yanlışları birer birer ortadan kaldırıyor ve ülkemizi normalleştiriyoruz. Her kimliğin kendisini rahatça ifade edebildiği ve geliştirdiği bir ortamda, ayrıştırıcı kimlik siyaseti yapmadan, kimliklere saygı duyan birlikteliği esas alıyoruz. İktidarlarımız döneminde ret ve inkâr politikalarını sona erdirdik; tüm asimilasyon politikalarını tamamen bitirmeye kararlıyız. Hiçbir insanımızın kendisini dışlanmış veya ikinci sınıf hissetmediği, kapsayıcı ve evrensel değerlere dayalı bir vatandaşlık anlayışı içerisinde birliğimizi ve bütünlüğümüzü pekiştiriyoruz.
Tüm toplumsal kesimlerin katılımı ile yürüyen tartışmalar, resmi ve gayriresmi çalışmalar, akademik incelemeler ile siyasi partilerimizin ve sivil toplum kuruluşlarının önerileri, yaşanan sorunlara çok daha derinlemesine yaklaşma imkânı sağlamıştır. Yeni Anayasa başta olmak üzere, Meclisimizin milli iradeyi esas alan çalışmaları ile bu birikim, somut gelişmeler ile meyvelerini verecektir.
Bütün etnik gruplara, müslim veya gayrimüslim, sünni veya alevi, başörtülü veya başı açık, yoksul veya zengin, kadın veya erkek, engelli veya engelsiz, şu veya bu siyasi görüşten tüm vatandaşlarımıza aynı nazarla bakıyor, her bir bireyin temel hak ve özgürlüğünü en ileri düzeyde hayata geçireceği bir ortamı hedefliyoruz.
Uzun yıllardır yüreklerimizi yakan sorunların tam anlamıyla çözüme kavuşacağı yegâne çatı bu yüce Meclisin çatısıdır. Hükümet ve AK Parti Grubu olarak tüm bu meselelere yönelik Meclisimizde oluşacak diyalog ve uzlaşma sürecine en güçlü şekilde destek olacağımızdan hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır.
Siyasi polemik konusu yapmadan, ülkemizin geleceğini her türlü kısa vadeli menfaatin önünde tutarak, tüm bu alanlarda yapılması gerekenleri hep birlikte hayata geçirmek durumundayız. Milli birliğimizi ve gücümüzü pekiştirecek olan bu çabalar, insanımızın huzur ve refahına katkıda bulunacağı gibi, ülkemizin uluslararası arenada çok daha etkili bir güç haline dönüşmesini de hızlandıracaktır.
AK Parti, ustalık dönemi olarak gördüğü üçüncü iktidar döneminde bu temel sorunları milli birlik ve kardeşlik ruhunu egemen kılarak çözmeye kararlıdır.
AK Parti olarak, baştan beri söylediğimiz şudur: “Milli Birlik ve Kardeşlik Projemiz”in hedefi, Türkiye’nin neresinde yaşarsa yaşasın, herkesin ama herkesin kendisini bu ülkenin eşit ve hür vatandaşı olarak hissetmesini sağlamaktır.
Kürt meselesinin çözümü için önceki dönemlerimizde ileri adımlar attık. Olağanüstü halin kaldırılmasından, Kürtçe’nin serbestçe kullanımına ve öğrenimine; ekonomik kalkınmadan sosyal ve kültürel alandaki reformlara kadar çok geniş bir alanda tarihi reformlar gerçekleştirdik. Kardeşliğimizi daha da pekiştirecek bu reformlara kararlı bir şekilde devam edeceğiz.
Biz aynı tarihi, acıyı, sevinci paylaşan bir milletin çocuklarıyız. Bu nedenle, bu topraklarda ayrılıkçılığın tarihsel, sosyolojik ve kültürel hiçbir temeli, zemini yoktur. Bizim çözüm politikamızın odağında İNSAN vardır.
Bu nedenle cesaretle attığımız demokratikleşme adımları ülkenin bir bölgesine ya da toplumun bir kesimine değil, tamamına yöneliktir. Şiarımız, herkes için daha fazla demokrasi, daha fazla hak ve daha fazla özgürlüktür. Bu yüzden diyoruz ki “Biz hep birlikte Türkiye’yiz”.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
"Adalet mülkün temelidir" anlayışına sahip olan Hükümetimiz, hukuk devletinin temelinin "adalet ilkesi" olduğunu benimsemiştir.
Ekonomik kalkınmadan sosyal barışın tesisine kadar hemen her alanı ilgilendiren ve insanımızın gündelik hayatını doğrudan etkileyen bu alanda, herkesin güven duyduğu bir adalet sistemi oluşturmak temel hedefimizdir.
Bu amaçla, geçtiğimiz yıllarda, adalet hizmetleri alanında önemli atılımlar gerçekleştirdik.
Öncelikle hukuk sistemimizde, güncelliğini kaybeden, evrensel ilkelerden kopuk ve toplumun taleplerini karşılamaktan uzak kalmış, başta Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu olmak üzere, temel kanunları Meclisimizin iradesiyle yeniledik.
Uzun yargılama sürelerinin kısaltılması amacıyla yüksek mahkemelerin kapasitelerini artırdık.
Bilişim teknolojisini yargının hizmetine sunduk; Ulusal Yargı Ağı Projesiyle (UYAP) adliye, nüfus, tapu, polis ve seçim kurulları gibi birçok kurumu elektronik ağlarla birbirine bağladık.
Yargı süreçlerinin hızlandırılmasına ilişkin düzenlemeler yaparak mahkemelerin iş yükünü yaklaşık yüzde 20 oranında azalttık.
Modern adalet sarayları inşa ederek adliyeleri bodrum katlarından kurtardık. İktidarlarımız döneminde Cumhuriyet tarihinde yapılanın 5 katı kadar adalet hizmet binası yaptık.
Yargı Reformu Stratejisini hazırlayarak, ilk defa planlı reform uygulamasına geçtik.
Önümüzdeki dönemde, güven veren bir adalet sistemine ulaşmak temel hedefimiz olacaktır. Bu süreçte, hazırlamış olduğumuz Yargı Reformu Stratejisini bütün boyutlarıyla hayata geçireceğiz.
"Gecikmiş adalet, adalet değildir" anlayışıyla yargı süreçlerini daha da hızlandıracağız.
Bilindiği gibi hükümetlerimiz döneminde istinaf mahkemeleri kurulmuş ancak faaliyete geçirilememişti. Bu Mahkemelerin sayısı 9’dan 15’e çıkartılmış ve başsavcıları atanmış olup, en kısa sürede faaliyete geçirilmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir.
Adli Tıp Kurumu'nun kapasitesini daha da artırarak, kurumun hizmetlerini hızlandıracak ve ülke geneline yaygınlaştıracağız.
Bir çok yeni ve modern ceza infaz kurumu hizmete açılmıştır. Ayrıca modern ceza infaz uygulamaları hayata geçirilecektir.
Gerekli yasal düzenlemeleri gerçekleştirerek hukuk uyuşmazlıklarının arabulucular vasıtasıyla çözülmesini sağlayacak alternatif çözüm yollarını devreye sokacağız. İdarenin işleyişinin denetlenmesi amacıyla Kamu Denetçiliği Kurumunu (Ombudsman) hayata geçireceğiz.
Hakim-savcı ve personel sayısında önemli artış gerçekleştirdik. Halen Ülkemizde her yüz bin kişiye düşen hakim sayısı 10’dur. Bu rakamı önümüzdeki dönemlerde AB ortalaması olan 20 seviyelerine yaklaştırmayı hedefliyoruz.
Yargılama usulleri basitleştirilecek, hukuki süreçler konusunda vatandaşlarımız bilgilendirilecektir.
Maddi durumu zayıf olan vatandaşlarımızın hukuk davalarında adli yardım almalarını kolaylaştıracak, koruyucu hukuk uygulamalarını geliştirecek, avukatlık hizmetlerini etkinleştireceğiz. Mağdur hakları güçlendirilecek, icra ve iflas sistemi modernize edilecektir.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
AK Parti iktidarı olarak ortaya koyduğumuz güvenlik politikalarıyla yerleşik güvenlik anlayışında köklü bir paradigma değişikliği gerçekleştirdik, “özgürlük için güvenlik” yaklaşımını temel politika olarak benimseyerek uygulamaya koyduk. Güvenlik uygulamalarında ve güvenlik personelinin eğitiminde hukuk devletini ve insan haklarını esas alan önemli gelişmeler kaydettik.
Dönemimizde, güvenlik personelimizin eğitiminde ‘hukuk devletine bağlılık, temel hak ve özgürlükleri korumak, insan onuruna saygı duymak’ öne çıkardığımız ana prensipler oldu. Kaygılar ve korkularla şekillenen güvenlik konseptini vatandaşa güven temelinde yeniden ele alarak, devlet-toplum-birey ilişkisini güçlendirecek bir yaklaşımı öne çıkardık. Asayiş olaylarından terörle mücadeleye kadar her alanda daha etkin ve sonuç alır güvenlik politikalarını hayata geçirerek, hem ülkemizin güvenliğini en üst düzeyde tesis etmenin, hem de toplumsal barışı ve huzuru geliştirmenin gayreti içinde olduk.
Güvenlik birimlerimizin imkân ve kabiliyetlerini geliştirmemiz, ihtiyaçlarını azami seviyede karşılamamız, son dönemde yakalanan başarıda önemli rol oynadı. Artık, imkânsızlıklar içinde hizmet vermeye çalışan, yakıt bulamadığı için devriye görevini yerine getiremeyen bir güvenlik teşkilatı yerine, çağın gerektirdiği imkânlara sahip olan ve ileri teknolojiyi başarıyla kullanabilen bir güvenlik teşkilatı bulunuyor. 81 ilimiz ve başta turizm bölgelerimiz olmak üzere büyük ilçelerimiz, suçu önleme ve aydınlatmada büyük katkı sağlayan MOBESE sistemine kavuşturulmuştur. Suç ve olay aydınlatmada çok başarılı bir ülkeyiz, bu konuda en ileri teknoloji ve kriminoloji sistemlerini kullanır duruma geldik.
Önleyici kolluk hizmetlerine büyük önem ve öncelik verilmiştir. Suçların işlenmeden önlenmesi politikamızda büyük başarı sağlanmıştır. Uygulanan yeni politikalar, şehirlerimizdeki önleyici kolluk tedbirleri ve ileri teknoloji kullanımı, suç işlenme oranlarında önemli azalmalara sebep olmuştur.
Toplum Destekli Polislik uygulamasıyla, polisimizin vatandaşlarımızla daha yakın ilişki içinde olması polise duyulan güveni artırmış, polis-halk yardımlaşması, suç oranlarının düşmesinde büyük katkı sağlamıştır.
2007 yılında başlatılan, “güvenli okul – güvenli eğitim” projesi başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. İlk ve orta öğretim kurumlarımızda gençlerimizin suç ve suç ortamlarından korunması ve okul çevrelerinin temizlenmesi yönünde en güvenli dönemi yaşıyoruz.
Geliştirilen ileri teknoloji ve uzmanlık sayesinde, işlenen suçları ve olayları aydınlatmada en başarılı ülkelerden biri haline geldik. Geçmişte “faili meçhul” konusunda suçlanan ülkelerden biri olan Türkiye, iktidarımız döneminde eleştirilen değil, övülen bir sicile kavuşmuştur.
AK Parti iktidarı, güvenlik alanında organize suç örgütleriyle, çetelerle, illegal yapılarla etkin bir mücadele yürütmüştür. Ülkemizde, geçmişte görülen mafya ve çete örgütlenmeleri önemli ölçüde çökertilmiştir. Çağımızın suç üretme mekanizmaları olan, suç işlemeyi organize eden bu yapılar üzerine kararlılıkla gidilmiştir. Suç oranlarının düşmesinde organize suç örgütlerinin çökertilmesinin büyük payı vardır.
Hükümetimizin esas aldığı, işkenceye sıfır tolerans ilkesi kararlılıkla uygulanmaktadır. Artık Türkiye işkence ile anılan bir ülke olmaktan çıkmış, işkence ve işkence iddiaları sıfırlanmıştır.
Bütün polis merkezleri ve jandarma karakolları gerçek anlamda modernize edilmiş, şeffaf hale getirilmiştir. Bu merkezlerin, güvenlik birimlerimizin topluma açılan pencereleri olduğu gerçeği ile, bütün personel yeniden eğitilmiş, gelen vatandaşa nasıl davranılacağı yeniden tanımlanmış, bütün nezarethanelere kamera sistemi kurulmuştur.
Uyguladığımız politikalarla, Avrupa Birliği İstatistik Ofisi EUROSTAT tarafından yayınlanan verilere göre Türkiye, Avrupa”nın suç oranı en düşük ülkesi haline gelmiştir. Yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde ülkemiz Avrupa’nın en güvenli ülkesi durumundadır.
Uyguladığımız başarılı güvenlik politikaları sonucu gelinen nokta, vatandaşlarımız tarafından da takdirle karşılanmaktadır. 2009 ve 2010 yıllarında TÜİK tarafından yapılan “yaşam memnuniyeti araştırması” sonuçlarına göre, Hükümetimizin vatandaşlarımıza sunduğu hizmetler sıralamasında vatandaşlarımızın en fazla memnun olduğu asayiş hizmetleri olmuştur ve yüzde 78 ile birinci sırada yer almıştır. Ayrıca, kurumsal güven araştırmalarında polis teşkilatımıza vatandaşlarımızın güveni yüksek oranlara ulaşmıştır.
Bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da bireylerin, kurumların ve mülkiyetin güvenliğini, özgürlük ve güvenlik arasındaki hassas dengeyi dikkate alarak, insan haklarını ve evrensel değerleri esas alan bir asayiş ve güvenlik ortamının sağlanması temel amacımızdır.
Özellikle mafya, çeteler ve organize suç örgütleri ile başarılı mücadelemiz sürecektir. Vatandaşlarımız için baskı ve tehdit oluşturabilecek bütün yapıların üzerine kararlı bir şekilde gidilecektir.
Bu bağlamda, toplumun bütün kesimlerini kucaklayan, özellikle kadın, çocuk, engelli ve yaşlı vatandaşlarımızın güvenlik hizmetlerine erişimini kolaylaştıran politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
AK Parti, katılımcılık başta olmak üzere demokratik yönetişim ilkelerini esas alan, halkın taleplerine duyarlı, sorun çözme odaklı bir yönetimden yana olmuştur.
Vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırmayı, temel hak ve özgürlüklerin kullanımının önündeki engelleri kaldırmayı kamu yönetiminin ana misyonu olarak görüyoruz.
Her alanda olduğu gibi yönetim konusunda da güven kavramına büyük önem veriyoruz. Yönetimde keyfiliğe, her türlü ayrımcılığa ve adaletsizliğe karşıyız. Yönetimde şeffaflıktan, hesap verebilirlikten, öngörülebilirlikten ve her kademede katılımcılıktan yanayız.
Dünyadaki yarışta topyekûn rekabet gücümüzü artırmak ve ilk 10 ekonomi arasına girmek için yönetimde sürekli yenilenmeyi bir gereklilik olarak görüyoruz.
Bugüne kadar merkeziyetçi, içe kapanık, kırtasiyeciliğe dayalı ve katı hiyerarşik yapıların aşılması için çeşitli reformlar yaptık.
İlk defa kamu yöneticileri için etik kurallar getirdik ve denetim mekanizmaları kurduk. Kırtasiyeciliği azaltan mevzuat sadeleştirmeleri yaptık, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygın bir şekilde kullanıma önem verdik.
Yenilediğimiz Kamu Mali Yönetimi Kanunu ile şeffaflığı artırdık. Bilgi edinme hakkı getirerek yönetimin tasarrufları üzerinde vatandaşımızın denetimini artırdık. 2003 yılından bugüne kadar Türkiye İstatistik Kurumuna düzenli bir şekilde “yaşam memnuniyeti” araştırması yaptırdık.
Vatandaşımızı evine hapseden ve şişirilmiş sayılar ile nüfusumuzu çarpıtan ilkel nüfus sayım yöntemini değiştirdik. Cesur bir kararla adrese dayalı nüfus kayıt sistemine geçtik. Merkezi Nüfus Sistemi’nin (MERNİS) kurumlarımızca paylaşılmasını sağlayarak birçok formaliteyi kaldırdık.
Yerel yönetim mevzuatını baştan sona yeniledik, yerel idarelerin yetkilerini ve kaynaklarını artırdık. Belediyelere ve il özel idarelerine sağladığımız imkanlarla şehirlerimizde ve kırsalda büyük bir dönüşüm başlattık.
Vatandaş ve sonuç odaklı yönetim anlayışımız önümüzdeki dönemde de hız kesmeden devam edecektir.
Bakanlıkların yeniden düzenlenmesi başta olmak üzere önümüzdeki dönemde merkezi idare reformlarına ağırlık verilecektir. “İdarenin bütünlüğü ilkesinden” hareketle, bir yandan yerel yönetimleri hizmet odaklı bir anlayışla daha da güçlendirirken, diğer yandan merkezi idarenin strateji geliştirme, standart koyma, izleme ve denetleme fonksiyonlarını geliştireceğiz.
61. Hükümet döneminde yeni ve daha icracı bir yapı ile etkin bir şekilde hizmet sunacağız. Başbakanlığa bağlı kuruluşların sayısı azaltılmış, başbakanlığın asli görevi olan koordinasyon işlevi güçlendirilmiştir. Devlet bakanlıkları kaldırılmış, bazı bakanlıklar yeniden yapılandırılmıştır.
Oluşturulan bu yeni yapıyla devlet, vatandaşa daha iyi hizmet sunmaya uygun kurumlara kavuşturulmuştur. Bu çerçevede; Kalkınma Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığını kurduk.
Merkezi idare reformlarımızda temel aldığımız ilke, merkezin görev ve yetkilerini tarif etmek, kalan bütün konularda yerel yönetimleri yetkilendirmektir. Yerel düzeyde ise değişik hizmet birimleri arasında tamamlayıcılık esas olacaktır.
Yerel yönetimlerin başta öz gelirleri olmak üzere finansman ve hizmet imkânlarını kuvvetlendireceğiz. Yerel yönetimlerin bazı altyapı projelerini merkezi idare bütçesinden aktarılacak kaynaklar yoluyla da destekleyeceğiz.
Büyükşehir belediyeleri konusunda köklü değişiklikler yapılacaktır. Nüfusu 750 binden fazla olan illerde büyükşehir belediyesi kurulacaktır. İl bazında üst ölçekli plan bütünlüğü sağlanacaktır.
Hazırlıklarını büyük oranda tamamlamış olduğumuz Köy Kanunu bu dönemde yenilenecektir.
Kamu yönetiminde yapı ve mevzuat kadar, zihniyet değişimini de son derece önemli görüyoruz. Kamu çalışanlarının ve yöneticilerinin modern yönetim kültürüne sahip olmaları yönünde kapasite geliştirme programları sürdürülecektir. Kamuda yönetim kadrolarının tamamı için bu anlamda bir seferberlik başlatacağız. Kurumların politika hazırlama, uygulama, eşgüdüm, izleme ve değerlendirme konularında kapasitelerini geliştirmeye yönelik kaynakları artıracağız.
Kamu kurum ve kuruluşlarında tüm çalışanların performansını objektif ve saydam biçimde ölçecek standartlar geliştirilecek, başarılı çalışanlar desteklenecek, ücretlendirmede performans da esas alınacaktır.
Kamu hizmetlerinin vatandaş ihtiyaçları ön planda tutularak şekillendirilmesi ve hesap verebilirliğinin artırılması için katılımcı mekanizmalar yaygınlaştırılacaktır. Vatandaşlarımızın değişlik kamu hizmetlerinden memnuniyet derecesi kamuoyu araştırmalarıyla daha derinlemesine tespit edilecektir.
Kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliği ağları oluşturularak birlikte iş yapma modelleri ve sosyal sorumluluk projeleri desteklenecektir.
Tüm bakanlıklarımız ve kamu kurumlarımızda stratejik planlama ve performans esaslı bütçe uygulamasına geçilmiştir. Önümüzdeki dönemde bu uygulamaların etkinliğini daha da artıracağız.
Kamu hizmet sunumunda, hizmetin ilk kademede ve vatandaşa en yakın yerde verilmesi, kamu kurumlarının hizmet standartlarını belirlemesi ve internet üzerinden yayınlaması ilkeleri çerçevesinde uygulama devam edecektir.
“Beyana güven esastır” ilkesini her alanda yaygınlaştıracağız. Kamu hizmetlerinin sunumu sırasında vatandaşlarımızdan diğer kamu kurumlarında bulunan bilgi ve belgeler istenmeyecektir.
Gerçekleştirdiğimiz Kamu Mali Yönetimi Reformunun en önemli unsurlarından olan iç denetim sisteminin kurumsallaşması yönündeki çalışmaları tamamlayacağız.
Geçtiğimiz dönemde yolsuzlukla kararlılıkla mücadele ettik. 2003-2006 döneminde yolsuzlukla etkin mücadele amacıyla bu alanda önemli 7 adet uluslararası sözleşmeye taraf olunmuştur. Ayrıca 2004 yılında Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubuna (GRECO) üye olunmuştur.
Türkiye, Uluslararası Saydamlık Örgütü tarafından yayınlanan Yolsuzluk Algılama Endeksinde 2003 yılında 3.1 puanla 133 ülke arasında 77 nci sırada yer alırken, 2010 yılında 4.4 puanla 178 ülke arasında 56 ncı sıraya yükselmiştir. Bu yöndeki çabalarımız 61. Hükümet döneminde de kapsamlı bir strateji çerçevesinde, kararlılıkla ve kesintisiz devam edecektir.
Kamu hizmetlerinin elektronik dönüşümünde önemli mesafe kaydettik. Bu Hükümet döneminde kamunun e-dönüşümünü (e-Devlet) büyük oranda tamamlayacağız. e-Dönüşüm Türkiye Projesi ile kamu bilgi ve iletişim teknolojisi yatırımlarına öncelik verilmiş ve bu alandaki yatırımlar hızlı bir şekilde artmıştır.
Hayata geçirdiğimiz bilgi sistemleri ile vatandaşların iş ve işlemlerinde kimlik bilgileri, ikametgâh ilmühaberi ve nüfus kayıt örneği gibi belgelerin istenmesine son verdik. Bunun yerine elektronik ortamda Kimlik Paylaşım Sistemini kurduk.
Bugün vatandaşımız, devlet ile olan işlerinin büyük bir kısmını internet üzerinden kolaylıkla yapabilmektedir. İlköğretim çağına gelen çocuklarımızın en yakın okula otomatik kaydından, vergi ve sosyal sigorta prim beyan ve ödemelerine, tüm yargı süreçlerinden, ticaret sicili, araç satış, devir ve tescil işlemlerine, e-fatura işlemlerinden, hastane randevusu alımına, tapu ve kadastro işlemlerinden, ihracat, ithalat işlemlerine, polis, emniyet ve trafikle ilgili işlemlerden eğitimle ilgili işlemlere kadar birçok hizmetin otomasyonunu sağladık. Bu hizmetleri elektronik ortamda sunulur hale getirdik. Kamudaki işlemlerin resmi olarak elektronik ortamda gerçekleşmesine imkan sağlayan e-imza uygulamasını hayata geçirdik.
Vatandaşımıza tek noktadan hizmet sunumuna yönelik e-Devlet Kapısı 2008 yılı sonunda faaliyete geçmiştir. 2010 yılı sonu itibarıyla 26 kamu kurumunun 237 hizmeti e-Devlet Ana Kapısına entegre edilmiştir.
Kamu hizmetlerinin kullanıcı odaklı bir yaklaşımla, çeşitli kanallardan elektronik ortamda sunulmasına yönelik uygulamaları artırarak devam ettireceğiz.
Tüm vatandaşlarımıza Elektronik Vatandaşlık Kartı dağıtımını gerçekleştireceğiz. Elektronik Vatandaşlık Kartı, kamu hizmetlerinin sunumunda kimlik doğrulama işlemleri için kullanılacak; vatandaşlarımız kamu hizmetlerine 7 gün 24 saat evlerinden ve işyerlerinden ulaşabilecektir. Bu uygulama ile aynı zamanda kamu hizmetlerinde ve harcamalarında kimlik sahteciliğinden kaynaklanan usulsüzlüklerin de önüne geçeceğiz.
Kamuda “kâğıtsız ofis” dönemini başlatacak ve yazışmaların elektronik ortamda gerçekleştirilmesini yaygınlaştıracağız.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Artık uluslararası bir başarı örneği haline gelmiş bulunan ekonomi politikalarımızı etkili bir şekilde uygulamaya devam edeceğiz.
Güçlü bir ekonominin temelinde güven ve istikrar kavramları vardır. Oluşturduğumuz güven ortamı ve inşa ettiğimiz istikrar sonucunda dokuz yıllık iktidar dönemimiz, enflasyon ve kamu açıkları gibi temel sorunları çözdüğümüz, yüksek büyüme oranlarını yakaladığımız ve dünyada yükselen bir ekonomi olarak ön plana çıktığımız bir dönem olmuştur. Gerçekleştirdiğimiz yapısal reformlar ve güçlü düzenlemeler ile bir yandan ekonominin kırılganlığı azaltılmış, diğer yandan da piyasaların rekabetçi bir ortamda serbestçe işleyişi sağlanmıştır.
Tüm dünyayı etkisi altına alan ve birçok ülkenin hala etkilerinden sıyrılamadığı küresel ekonomik krizden hızlı ve güçlü bir şekilde çıkan ve örnek olarak gösterilen bir ülke konumuna gelmiş durumdayız. Bu sonuca ulaşmamızda, ekonomi politikalarımızda esas aldığımız şeffaflık, süreklilik, tutarlılık ve öngörülebilirlik ilkelerimiz önemli rol oynamıştır. 61. Hükümet döneminde de bu ilkeleri esas almaya devam edeceğiz. Uzun vadeli bakış açısıyla, sorunlarımıza çözüm üreterek büyüme potansiyelimizi artıracak bir çizgi izleyeceğiz.
Sağladığımız istikrar ortamında belirsizlikler azalmış, işletmelerimizin finansmana erişimi kolaylaşmış, yatırımları önemli ölçüde artmıştır. Bu durum, bir taraftan üretim ve istihdamı, diğer taraftan büyümemizin asıl dinamiğini oluşturan özel sektörümüzün rekabet gücünü artırmıştır.
Sürdürülebilir bir ekonomik kalkınmanın güçlü bir demokrasi ve evrensel normlara dayalı olarak işleyen adil bir hukuk düzeniyle mümkün olacağının farkındayız. Yargı reformu başta olmak üzere bu konularda sağlanacak ilerleme, bugün itibarıyla önemli bir aşamaya gelmiş olan ekonomik dönüşüm sürecini sağlamlaştırmak açısından da kritik bir rol oynayacaktır.
Ekonomi politikalarımızın temel hedefi insanımızın mutluluğunu ve refahını artırmaktır. Günümüzün rekabetçi dünyasında insana, insanın niteliklerine, sağlıklı bir sosyal ortama yapılan yatırımların, aynı zamanda ekonomik potansiyelimize yapılan bir yatırım olduğunu bilerek, ekonomik politikalarımızı güçlü sosyal politikalar ile bütünleştirdik ve bir sosyal restorasyon dönemi başlattık.
2002’de en zengin yüzde 10’luk kesimin ortalama geliri en yoksul yüzde 10’luk kesimin gelirinin 18,3 katı iken, yoksul kesimin geliri daha fazla artarak 2009 yılında 13 katına gerilemiştir. Böylece, giderek daha adil bir gelir paylaşımı sağlanmıştır. Yeni hükümet dönemimizde de aynı yönde politikalarımızı sürdürüleceğiz.
Eğitim, sağlık ve sosyal koruma harcamalarının tamamını içeren sosyal harcamaların GSYH’ya oranı 2002 yılındaki yüzde 13,5 seviyesinden 2010 yılında yüzde 16,5 seviyesine çıkarılmıştır. Sosyal harcamaların genel devlet harcamaları içerisindeki payı da aynı dönemde yüzde 32’den yüzde 43’e yükseltilmiştir.
Önümüzdeki dört yılı kapsayan bu hükümet programıyla 2023 hedeflerimizin temellerini atmış oluyoruz. Bu hedeflere ulaşmak yolunda uzun vadeli bir bakış açısıyla planlı ve programlı bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz.
Yeni Bakanlar Kurulu yapılanmamız içerisinde, bu çalışmalarımızı kalkınma planları ve yıllık programlar yoluyla etkin bir şekilde koordine edecek olan Kalkınma Bakanlığımızı kurmuş bulunmaktayız. Hükümet Programımızda ifade ettiğimiz politikaların eyleme dönüştürülmüş hali Yıllık Programlarımızda yer alacak ve bu sistem içerisinde düzenli olarak izlenecektir.
Bu kapsamda Hükümetimiz döneminde hazırlayacağımız 10. Kalkınma Planı, 2023 Vizyonumuzda yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesine ayrı bir ivme kazandıracaktır.
Değerli Milletvekilleri,
Dünya istikrar arayışı içinde çalkantılı bir dönemden geçmektedir. Küresel ekonomide toparlanma süreci devam etmekle birlikte, dünya ekonomisinde var olan kırılganlıklar ve belirsizlik ortamı sürmektedir.
AK Parti iktidarının ekonomide gerçekleştirdiği yapısal dönüşüm ve bu kapsamda uygulamaya koyduğu reformlar ekonomimizin dayanıklılığını artırmıştır. Nitekim küresel kriz bu açıdan bir test süreci olmuş ve ekonomimiz bu sınavdan başarıyla çıkmıştır. Bunun sonucunda ülkemiz bölgesinde ve küresel ölçekte güvenli bir liman haline gelmiştir.
G-20 çerçevesinde alınan tüm kararlarda da Türkiye etkin bir rol oynamaktadır. Kararlılıkla uyguladığı tutarlı politikalarla, Dünya ekonomi ve finans çevrelerinde takdir edilmekte ve örnek gösterilmektedir.
Yerinde ve makul düzeyde aldığımız tedbirlerin etkisiyle, Küresel krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri kısa sürede ortadan kaldırılmış ve 2010 yılında ekonomimiz hızla toparlanarak milli gelirimiz yüzde 8,9 oranında artmıştır. Böylece OECD ülkeleri içerisinde en yüksek büyüme hızına ulaşılmış, kişi başına gelir 10 bin doları aşmış, satın alma gücü paritesine göre ise milli gelir sıralamasında yaklaşık 1 trilyon dolarlık GSYH’sı ile ülkemiz 16. sırada yer almıştır.
2011 yılında da ekonomimiz yüksek büyüme hızını devam ettirmektedir. İlk çeyrek itibarıyla sağladığımız yüzde 11’lik büyüme ile bu dönemde dünyada en hızlı büyüyen ülke konumuna gelmiş bulunmaktayız.
Satın alma gücü paritesine göre; 2002 yılında Türkiye’de kişi başına düşen gelir AB ortalamasının yüzde 36’sı iken, 2010 yılında AB ortalamasının yüzde 48’ine yükselmiştir. Bir başka ifadeyle, bu sekiz yıllık dönemde Türkiye ile AB arasındaki refah farkı azalmıştır.
İktidarımız döneminde mali disiplinin, güçlü büyüme performansının ve enflasyondaki düşüşün eş zamanlı olarak gerçekleştirilebileceği ortaya konulmuştur. Böylece geçmişte ülkemizde hakim olan büyüme için enflasyonun gerekli olduğu kanaati kırılmıştır. Artık işletmelerimiz belirsizliklerin azaldığı bir ortamda geleceği çok daha sağlıklı bir şekilde öngörebiliyor ve planlayabiliyorlar. Diğer yandan, yıllarca enflasyon ortamında gelir kaybına uğrayan sabit ve dar gelirli vatandaşlarımız daha gerçekçi gelir artışlarına kavuşmuşlardır.
Türkiye, Orta Vadeli Program ile maliye politikası açısından çıkış stratejisini erken aşamada ilan eden az sayıda ülke arasında yer almıştır. Bu durum, Türkiye’nin birçok ülkeden olumlu bir şekilde ayrışmasını sağlamıştır.
Küresel krizi, IMF gibi uluslararası kuruluşlardan kaynak kullanmadan kendi politikalarımız ve imkânlarımızla başarıyla yönettik. Tek bir bankamız batmadı, borç-faiz sarmalına girmedik, finansal piyasalarda çalkantılar yaşamadık.
Sağlanan bu olumlu gelişmeler, geleceğe yönelik güven ve risk primine ilişkin birçok göstergedeki ciddi iyileşmeyle de teyit edilmiştir. Benzer şekilde, ülkemizin risk primi göstergeleri bazı gelişmiş ekonomilerin de altına inmiştir.
Önümüzdeki dönemde de temel amacımız; istikrarlı ve sürdürülebilir büyümeyi sağlamak, istihdamı artırmak, fiyat istikrarını sürdürmek, mali dengeleri sağlamlaştırmak ve finansal istikrarı korumaktır.
Dokuz yıllık kazanımlarımızdan hareketle, 2023 yılında Dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeyi hedefliyoruz.
AK Parti Hükümeti olarak, özel sektörümüzü teşvik edecek ve müteşebbislerimizin önünü açacak politikaları uygulamaya devam edeceğiz. Bunun için; makroekonomik istikrarın sürdürülmesinin yanında; ekonominin dış etkenlere karşı dayanıklılığını artıracak, mal ve hizmet sektörlerinde rekabet ve verimlilik artışlarını sağlayacak, ucuz finansman kaynaklarına ulaşımı kolaylaştıracak makro ve mikro politikalara öncelik verilecektir.
Bu çerçevede; işgücü piyasası, eğitim ve yargı sistemi, kayıt dışılık, devlet yardımları, iyi yönetişim, yerel yönetimler ve bölgesel gelişme alanlarında başlattığımız yapısal dönüşüm önem arz etmektedir. Hedefimiz, bilgi toplumuna dönüşmüş, her alanda AB standartlarını yakalamış ve küresel ölçekte rekabet gücü yüksek, güçlü bir Türkiye’dir.
2023 hedeflerine ulaşma doğrultusunda önümüzdeki dört yıllık hükümet dönemimizde mali disiplin, enflasyonla mücadele ve istihdam esaslı yüksek ve sürdürülebilir büyüme konusundaki kararlılığımızı sürdüreceğiz. Sermaye hareketlerinin ve ticaretin serbest olmasını savunmaya devam edeceğiz. Dalgalı kur rejimini sürdüreceğiz. Yoksulluk ve fakirlikle mücadelede uyguladığımız güçlü sosyal politikalarla başlattığımız sosyal restorasyon sürecine devam edeceğiz. Hükümet olarak, makro-parasal dengeleri göz önünde bulundururken, vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını da dikkate alan uygulamaları sürdüreceğiz.
2003 yılından bu yana tavizsiz bir şekilde uyguladığımız mali disiplinin bir sonucu olarak kamu açıkları önemli oranda azaltılmıştır. Bu kapsamda, 2002 yılında GSYH’ya oran olarak yüzde 10 seviyesinde olan kamu açığı 2006 yılında fazlaya dönmüştür. 2009 yılında küresel ekonomide yaşanan finansal krizin etkisiyle yüzde 5,1 seviyesine yükselen açık, krize karşı alınan tedbirlerin kararlılıkla uygulanması ve ekonomideki hızlı toparlanma sonucunda 2010 yılında yüzde 2,3 seviyesine gerilemiştir.
GSYH’ya oran olarak 2002 yılı sonu itibarıyla yüzde 73,7 düzeyinde olan AB tanımlı genel yönetim nominal borç stoku 2010 yılı sonu itibarıyla yüzde 41,6 seviyesine düşmüştür. Bu çerçevede, küresel finansal krizin etkisiyle birçok AB ülkesi kamu maliyesi alanında ciddi darboğazlara girerken, Türkiye için kamu borcu bir risk alanı olmaktan çıkmıştır.
2002 yılında GSYH’nın yüzde 15,5’i düzeyinde olan kamu kesimi faiz ödemeleri 2010 yılı sonu itibarıyla yüzde 4,6 seviyelerine gerilemiştir. Aynı şekilde risk algısının azalması sonucunda 2002 yılında yüzde 62,7 düzeyinde olan iç borçlanma bileşik faiz oranları 2010 yılı sonu itibarıyla yüzde 8,1 seviyesine düşmüştür. Buna ilave olarak, 2002 yılı sonunda yüzde 26,6 olan Hazine borçlanmasındaki reel faiz oranı 2010 yılı sonunda yüzde 0,7 seviyesinde gerçekleşmiştir.
2011 yılı içerisinde gerçekleştirilen genel seçimlere rağmen kamu maliyesine yük getirecek herhangi bir popülist politika devreye sokulmamış, “seçim ekonomisi” tabiri lugatimizde yer almamıştır.
Değerli Milletvekilleri,
Kamu gelirlerinin adil bir şekilde sürdürülebilir kaynaklardan temin edilmesi için başta gelir idaresinin reorganizasyonu olmak üzere vatandaşın vergisini kolayca ödeyebilmesine yönelik önemli adımlar atılmış, bu çerçevede pek çok teknolojik imkân vatandaşlarımızın hizmetine sunulmuştur.
Geçmişte atılan adımların sağlamlaştırılması ve daha da geliştirilmesine yönelik çalışmalara kararlılıkla devam edilecektir. Bu dönemde, gelir politikaları açısından temel öncelikler vergilemede adalet ve etkinliğin artırılması, istihdamın ve yatırımların teşviki, bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılması, rekabetin geliştirilmesi ve daha etkin bir vergi sisteminin oluşturulması olacaktır.
Kayıt dışılıkla mücadeleye kararlılıkla devam edilecektir.
Vergi mevzuatının sadeleştirilmesi ve anlaşılır kılınmasına yönelik çalışmalar hız kesmeden devam edecektir. Bu kapsamda Gelir Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunu başta olmak üzere temel vergi kanunlarının gözden geçirilmesi çalışmaları önümüzdeki dönemde tamamlanacaktır.
Kamu harcamalarının finansmanında doğrudan vergilerin ağırlığının artırılması sağlanacaktır.
Gelir politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında şeffaflık ve öngörülebilirlik esas alınacaktır.
Vergi idaresinin altyapısının ve uygulama kapasitesinin iyileştirilmesi çalışmalarına devam edilecektir.
Kamu gelirlerinin güvenceye alınması ve vergi tabanının sağlıklı olarak tespit edilebilmesi amacıyla uluslararası alanda işbirliğinin ve koordinasyonun artırılmasına yönelik temaslar yoğunlaştırılacaktır.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Makroekonomide sağladığımız önemli başarıların da katkısıyla özellikle bu dönemde eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve sosyal yardım harcamalarının toplamından oluşan sosyal harcamalarda ciddi artışlar sağladık.
2002 yılı sonrasında kamu yatırımlarına önemli kaynaklar ayrılmış daha önceki dönemlerde başlanılıp, bitirilmeyen yatırımlar süratle tamamlanmıştır. Bu çerçevede, 2002 yılında ortalama 9 yılda bitirilen kamu yatırımlarını 2011 yılında 4,2 yılda bitirir hale geldik. Böylece yatırımların ekonominin ve vatandaşımızın hizmetine daha hızlı ve daha az maliyetle sunulmasını sağladık.
Önümüzdeki dönemde kamu harcamalarında kalkınma potansiyelimizi destekleyici mahiyette olan altyapı yatırımlarına ve sosyal amaçlı alanlara öncelik vereceğiz. Başta Güneydoğu Anadolu Projesi, Doğu Anadolu Projesi, Konya Ovası Projesi olmak üzere bölgeler arası gelişmişlik farklarını azaltmayı hedefleyen ekonomik ve sosyal altyapı projelerine önem vereceğiz.
Kamu kesimi yatırımlarını özel kesim yatırımlarını tamamlayacak şekilde ele alacak, başta Kamu-Özel İşbirliği yöntemleri olmak üzere kamu altyapı yatırımlarında özel sektörün katılımını da sağlayan uygulamalara daha fazla ağırlık vereceğiz.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmek para politikamızın temel amacıdır. Bununla birlikte para politikamız, küresel krizin ardından önemi daha da ortaya çıkan finansal istikrarı da gözetecek ve fiyat istikrarını sağlama amacıyla çelişmemek kaydıyla büyüme ve istihdam politikalarını destekleyecektir.
Tek haneli rakamlara inmiş olan enflasyon ve faiz oranları kalıcı hale getirilecek ve enflasyon oynaklığı yakından takip edilecektir.
Enflasyon hedeflemesi temel para politikası rejimi olmaya devam edecektir.
Hükümetimiz ve Merkez Bankası tarafından enflasyon hedefleri üç yıllık vadede belirlenecek ve kamuoyuna duyurulacaktır.
Dalgalı döviz kuru rejimi uygulaması sürdürülecektir.
Merkez Bankası, fiyat istikrarını sağlamak için, uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını bağımsız bir şekilde belirlemeye devam edecektir.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
2002 yılından itibaren finans sektörünün gözetim ve denetim altyapısını güçlendiren, sektörde çeşitliliği ve derinliği artıran bir dizi düzenleme hayata geçirilmiştir.
AB mevzuatı ile uyumlu olarak hazırlanan Bankacılık Kanunu 2005 yılında yürürlüğe girmiştir.
Banka kartı ve kredi kartı piyasaları iktidarımız döneminde yasal bir zemine kavuşturulmuştur.
Konut edinmeyi kolaylaştıran ipotekli konut finansmanı sisteminin yasal altyapısı geliştirilerek yürürlüğe konulmuştur.
2003 yılında bireysel emeklilik sistemi uygulamaya konulmuştur.
Kamu bankalarının basiretli bir şekilde yönetiminin sürdürülmesiyle esnaf ve çiftçiye sağlanan kredi imkânları artırılmıştır. Aynı zamanda bu bankalar kârlılık düzeylerini yükseltirken, Hazinemize önemli miktarda kaynak aktarmaya başlamışlardır.
Yeni yasayla sigortacılık sektörü AB standardında bir mevzuat çerçevesine kavuşturulmuştur.
Krizle birlikte pek çok Avrupa ülkesinde devlet, bankalara yönelik sermaye desteği sağlamak zorunda kalırken, Türk bankacılık sektörü herhangi bir sermaye desteğine ihtiyaç duymamıştır. Nitekim Türk bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik oranı 2010 yılı sonu itibarıyla yüzde 19,2 seviyesindedir. Bu oranla Türkiye, hem gelişmiş hem gelişmekte olan ülkeler arasında en yüksek seviyede olan ülkelerden biridir.
Kamunun borçlanma ihtiyacının azalmasıyla, bankacılık sistemimiz mali aracılık fonksiyonunu daha fazla yerine getirmeye başlamıştır. Bunun bir göstergesi olarak, 2002 yılında toplam varlıklarının yüzde 23’ünü kredi olarak kullandıran bankalar, 2011 yılı Nisan ayı itibarıyla varlıklarının yüzde 53,7’sini kredi olarak kullandırmıştır.
Finans sektörünün düzenleme ve denetiminde uluslararası standartlara ve AB müktesebatına uyum gözetilmeye devam edilecektir. G-20 platformu öncülüğünde yürütülen çalışmalara katkı verilecek ve yeni düzenlemelere uyum sağlanacaktır.
2011 yılı Haziran ayında yapılan yasal düzenlemeyle Finansal İstikrar Komitesi kurulmuştur. Oluşturulan bu komiteyle finans sektörüyle ilgili düzenleyici kamu kurumlarının eşgüdüm içerisinde çalışması, muhtemel küresel senaryolara karşı ülkemizi ve özel sektör kurumlarımızı hazırlıklı ve dayanıklı halde tutacak tedbirleri alması sağlanacaktır.
Finans sektöründeki tüketici ve yatırımcı haklarının gözetilmesine yönelik uygulamalar geliştirilecektir.
Ekonomimizin sağlıklı büyümesinde ihtiyaç duyduğu uzun vadeli fonların oluşumu önemlidir. Bu açıdan sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı da olan bireysel emeklilik sistemi yaygınlaştırılacaktır. Sistemde biriken fonların hızla büyümesi amacıyla vergisel hususlar da dahil olmak üzere her türlü tedbir alınacaktır.
İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Projesini hayata geçiriyoruz. Burada vizyonumuzu, İstanbul’un öncelikle bölgesel nihai olarak da küresel bir finans merkezi olması şeklinde belirledik. Bu amaca yönelik olarak ilan ettiğimiz strateji ve eylem planını titizlikle uygulamaktayız. Bu faaliyetlerimizle, İstanbul’un 2023 yılında dünyadaki en önemli 10 finans merkezi içinde yer almasını hedeflemekteyiz.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Ekonomik ve siyasi alanda oluşturulan güven ve istikrar ortamı sonucunda, ekonominin dış kaynak ihtiyacından fazla sermaye girişi yaşanmıştır. Bu sayede Merkez Bankası brüt döviz rezervi, 2002 yılı Kasım ayında 27 milyar dolar olan seviyesinden 30 Haziran 2011 itibarıyla altın dahil 99,5 milyar dolara yükselmiştir.
2002 yılı sonunda 36 milyar dolar olan ihracat hacmi, küresel krizin ve son bölgesel gelişmelerin olumsuz etkilerine rağmen 2011 yılında 130 milyar doları aşacaktır. İhracattaki bu olumlu performansın yanında cari açık konusunu da dikkatle takip ediyoruz.
Türkiye’nin hızlı büyüme dönemlerinde yaşadığı yüksek cari açığın altında bazı yapısal nedenler bulunmaktadır. Enerjide dışa bağımlılığın yüzde 74’ler seviyesinde olduğu ülkemizde, petrol ve doğal gazın neredeyse tümü, kömürün ise beşte biri ithal edilmektedir. Bu nedenle uluslar arası enerji fiyat hareketleri Türkiye’nin cari açığını doğrudan etkilemektedir. Cari açığın GSYH’ya oranı 2008 yılında yüzde 5,7 iken 2010 yılında yüzde 6,5 olarak gerçekleşmiştir. Enerji fiyat etkisinden arındırıldığında ise bu oranlar sırasıyla yüzde 1,8’e ve yüzde 4’e gerilemektedir.
Özellikle son dönemlerde hızlı büyüyen ve yüksek teknolojiye dayalı sektörlerin girdi kullanımındaki dışa bağımlılığı, cari açıktaki artışın bir diğer nedenidir.
Cari açığı daha düşük seviyelere indirmek ve enerjide dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzı içindeki payının artırılmasına ve nükleer santrallerin kullanılmasına yönelik başlatılan çalışmalara kararlılıkla devam edilecektir.
Önümüzdeki dönemde başta makine ve otomotiv olmak üzere, demir-çelik, tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon, elektrik ve elektronik ile kimyevi maddeler ihracat stratejimizin lokomotif sektörleri olmaya devam edecektir. Bununla birlikte, yeni rafineri inşaası, elektrikli otomobil imalatı, ileri teknoloji içeren hava taşıtı motorları ve parçalarının üretimi konularında teşvik sistemi güçlendirilerek yurtiçi üretim kapasitesi artırılacaktır.
Sektörlerin uluslararası rekabet gücünün ve ülkemizin dünya ölçeğinde pazar payının artırılması, dış ticaret dengesi ve cari dengenin makul seviyelerde tutulması amacıyla etkin şekilde dış ticaret politikaları uygulanacaktır. Bu bağlamda, öngörülen hedefleri gerçekleştirmek amacıyla Ekonomi Bakanlığı kurulmuştur.
İhracatta firmaların küresel rekabet gücünü artırmak amacıyla yenilikçiliğe ve Ar-Ge’ye dayalı katma değeri yüksek markalı ürün ve hizmetlerin üretim ve pazarlama süreçleri desteklenecektir.
2023 ihracat hedefine ulaşmak için bu dönemde üretim stratejimizi ihracat odaklı bir eksene oturtacağız. Bu kapsamda; orta-yüksek teknolojili sektörlerde üretim artışını gerçekleştirecek, özellikle yüksek teknolojili sektörlerde yeni yatırımların artırılmasının yolunu açacağız.
Oluşturduğumuz “Girdi Tedarik Stratejisi” ile girdi tedarikinin güvenliğini ve sürekliliğini sağlayacağız, hizmet ihracatını artıracağız ve ihracat odaklı yabancı yatırımları destekleyeceğiz. Bu kapsamda ihracat odaklı üretimde daha rekabetçi bir yapı oluşumu için ulaştırma ve lojistik başta olmak üzere gerekli altyapılar geliştirilecektir. Üretim ve ihracatın ithalata olan bağımlılığını azaltmak amacıyla ara malı ve yatırım mallarında yurtiçi üretim kapasitesini artırıcı politikalar ve destekler sürdürülecektir.
2023 yılında 500 milyar dolar ihracat hedefimiz doğrultusunda 2015 yılı itibarıyla 200 milyar dolar mertebelerine çıkacağını tahmin ettiğimiz ihracat düzeyimiz, ekonomik performansımızı artırmamıza önemli bir katkı sağlayacaktır. Önümüzdeki dönemde dünya ticaret hacmindeki payımızın yüzde 1’e yükselmesini bekliyoruz.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
2012-2014 dönemini kapsayacak Orta Vadeli Programımızı önümüzdeki aylarda açıklayacağız. Orta Vadeli Programı, mevcut küresel ekonomik gelişmeler ışığında, krizin etkilerinin özellikle gelişmiş ekonomilerde bir süre daha devam edeceğini dikkate alan ihtiyatlı bir yaklaşımla hazırlayacağız.
Güven ortamının korunması ve büyümenin istikrarlı bir şekilde devam etmesi için en küçük bir taviz vermeyecek, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da gereken tedbirleri kararlılıkla hayata geçireceğiz.
Ayrıca, bütçe dengelerinin kalıcı bir şekilde tesisi ve diğer tedbirler sonucunda cari işlemler açığı sürdürülebilir seviyelere çekilecek, bankalarımızın ve özel sektörümüzün güçlü bir sermaye yapısıyla çalışması sağlanacaktır. Özel sektörümüzün ve hanehalkımızın borçlanmalarında ise daha makul miktarları, daha uzun vadeyi ve para birimi olarak Türk Lirası’nı tercih etmeleri teşvik edilecektir.
Değerli Milletvekilleri,
Sadece mal ticareti ile değil, giderek büyüyen hizmet ticareti ile de dış ticaret dengemizi iyileştireceğiz.
2002 yılından bugüne 10 kat artırarak 25 milyar Dolara çıkarttığımız yurtdışı müteahhitlik hizmetleri tutarını, 2015 yılında 50 milyar Dolara çıkaracak, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülke pazarlarında lider ülke konumuna geleceğiz.
Diğer bir hizmet sektörü olan turizm de son yıllarda hızla büyümüş, 2002 yılında Türkiye'ye gelen turist sayısı 13,3 milyon kişi, turizm gelirleri ise 11,9 milyar ABD doları iken, 2010 yılında turist sayısı 28,6 milyon kişi ve turizm gelirleri ise 20,8 milyar ABD dolarına yükselmiştir.
2002 yılında, 396 bin olan Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan belgeli yatak sayısı, 2010 yılında 610 bine; 115 olan Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sayısı ise 222'ye ulaşmıştır.
Sürdürülebilir bir yapıda sektörü çeşitlendirmeyi ve turizm gelirini istikrarlı bir şekilde artırmayı öngören Türkiye Turizm Stratejisini hazırlayarak uygulamaya koyduk. 2023 perspektifinde 50 milyar doları aşan bir turizm geliri hedefliyoruz.
Türkiye’nin Avrupa’da ve Ortadoğu’da termal turizm ve sağlık turizmi konusunda önemli bir merkez olması yolunda çalışacağız. Termal turizm, hidroterapi merkezleri, kış sporları ve yayla turizmi merkezlerinin altyapılarını ve öncelikli turistik yollarını hızla tamamlayacağız.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Ülkemizin ticaret, turizm ve uluslararası ilişkilerinin artması, ayrıca bölgesiyle bütünleşmesi açısından kaliteli ve güçlü gümrük hizmetlerine büyük önem veriyoruz.
Gümrük hizmetlerinin daha süratli, etkin, kaliteli ve standartlara uygun biçimde yürütülmesi için yeni Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızı kurduk. Bu Bakanlığa iç piyasaların takibi ile ilgili ilave görevler de verdik.
Önümüzdeki dönemde, gümrük işlemlerinin basitleştirilmesi ve hızlandırılması ile kaçakçılığın önlenmesi konusunda altyapı başta olmak üzere gerekli çalışmalara devam edeceğiz.
Bu çerçevede, bütün gümrük idarelerimizde gümrük işlemleri kağıtsız ve insansız bir ortamda uygulanır hale getirecek, gümrük işlemlerinde "tek pencere" uygulamasına geçeceğiz.
Değerli Milletvekilleri,
Hükümet olarak çalışabilir durumdaki bütün vatandaşlarımıza iş sağlamak en önemli önceliklerimizden biri olmuştur. İstihdamı artırmada en önemli faktörlerden birinin yüksek bir büyüme hızı sağlamak olduğu bilinci ile hem büyüme hızımızı arttırdık hem de büyümenin odağına istihdamı koyduk. Büyümenin daha fazla istihdam sağlaması için işgücü piyasasında gerekli reformları yapmaya devam ediyoruz.
İstihdamda sağlanan artış bakımında da krizden en çabuk çıkan ülkelerden birisi durumundayız.
2008 yılında ortaya çıkan küresel ekonomik kriz başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm dünyada işgücü talebinde büyük bir düşüşe ve işsizliğe yol açmıştır. 2007-2010 döneminde işsizlik oranı İspanya’da yüzde 8,3’ten yüzde 19,9’a, ABD’de yüzde 4,6’dan yüzde 9,7’ye, Fransa’da yüzde 8,3’ten yüzde 9,8’e, İngiltere’de yüzde 5,4’ten yüzde 7,9’a, İrlanda’da yüzde 4,6’dan yüzde 13,5’e, Japonya’da yüzde 3,8’den yüzde 5,1’e, komşumuz Yunanistan’da ise yüzde 8,3’ten yüzde 11,8’e çıkmıştır.
Ülkemizde ise zamanında alınan önlemlerle işsizlikteki artış sınırlı kalmıştır. Türkiye’de daha 2009 yılı bitmeden güçlü büyüme dönemi yeniden başlamıştır.
İşsizlik 2008 yılında yüzde 11, 2009 yılında yüzde 14 olarak gerçekleşmesine rağmen, 2009 yılının ikinci yarısından itibaren düşme eğilimine girmiştir. İşsizlikteki azalma 2010 yılında artarak devam etmiş yıl sonu itibariyle yüzde 11,9 oranına kadar inmiştir. Bu düşüş trendi hızlanarak devam etmektedir. 2011 yılı Mart ayı itibariyla ise işsizlik bir önceki yıla göre tam 2,9 puan azalarak yüzde 10,8’e inmiştir. Mevsimsel etkilerden arındırılmış işsizlik oranımız ise yüzde 9,9 olarak gerçekleşmiştir. Böylece, işsizlik kriz öncesi seviyesine gerilemiştir. Diğer yandan kriz döneminde işsizlik or
Bu yazı toplam 301 defa okundu.