Bu yazı bir eğitim yazısı mı,yoksa siyasi bir yazı mı olacak doğrusu çok net bilemiyorum ama zaten hem eşyanın tabiatı gereği,hem de ülkemizin geldiği aşamada bu iki konuyu ayrıştırmak çok kolay değil
Bu yazı bir eğitim yazısı
mı, yoksa siyasi bir yazı mı olacak doğrusu çok net bilemiyorum ama zaten hem
eşyanın tabiatı gereği, hem de ülkemizin geldiği aşamada bu iki konuyu
ayrıştırmak çok kolay değil.
Ayrıştırabilseniz dahi bu ne
kadar doğru olur, o da belli değil.
Katsayı meselesinin
siyasetle doğrudan, göbekten ilişkisi var ama bu ilişkiyi laiklik üzerinden
kurmak bence çok hatalı bir bakış.
Zaten, Türkiye
Devleti’nin laiklik ilkesinin korunması 0.13-0.15, ya da 0.3-0.8 katsayılarına,
kaldı ise söylenecek tek şey “yandı gülüm, keten
helva”.
Laiklik meselesini bu kadar
hafife almak, bu meseleyi katsayılar üzerinden konuşmak, laikliğin korunması ile
katsayılar arasında ilinti kurmak başlı başına bir komedi ya da belki trajedi.
Ama başka alanlar üzerinden
katsayı meselesinin, 1998’den günümüze uygulanan sistemin siyasetle doğrudan
ilişkisi var.
Bu katsayı farkını
şapkadan çıkaranların ve şapkadan çıkan bu tavşanda ısrar edenlerin temel
kaygısının imam-hatipler ve dolayısıyla da laiklik olduğunu hepimiz biliyoruz
ama benim naçiz kanaatim bu uygulamanın, bu uygulamada bu denli ısrarın
başta amaçlanan hedefin tam tersi sonuçlar ürettiği ve ileride daha da
üreteceği.
Meseleyi madde madde
sunmakta belki yine yarar var:
1-
Katsayı uygulaması bir sınıfsal mücadeleye dönüşmüştür.
2-
Çocuklarının 16 ya da 17 yaşlarında iş piyasasına girmelerine, çıraklık,
kalfalık yapmalarına ihtiyaç duymayan aileler eğitim sisteminin bir bölümünü bu
ihtiyacı duyan ailelerin çocuklarına kapatmak istemektedirler.
3-
Eğitim sistemlerinin temel amaçlarından biri de doğuştan gelen toplumsal
eşitsizlikleri yükseköğretim yoluyla törpülemektir, toplumda yaşama
“sosyal engelli” başlayanlara asansör rolü oynamaktır.
4-
Mevcut katsayı uygulaması bu sosyal asansörün kapısını “toplusal engelli
doğanlara” kapatmaktadır.
5-
Kapısı kapatılan asansörün önünde de rahmetli Cem Karaca’nın “İşçisin sen işçi
kal” şarkısı bangır bangır çalmaktadır.
6-
İşin en ilginç yanı da bu kapıyı kapatanlar, kapalı kalmasında ısrarcı olanlar,
bu doğrultuda hukuku, yargıyı KULLANANLAR, kendilerine ilerici, çağdaş ve sosyal
adaletçi diyebilmekte ya da kendini böyle görenlerin desteğine mahzar
olabilmektedirler.
7-
Çevrenizde basit bir gözlem yapın; mevcut katsayı uygulamasını savunanlar, bu
durumun sürmesini isteyenler, bu durumun sürmesi için yargıda parmak kaldıranlar
arasında çocuklarını meslek liselerine, imam-hatip liselerine gönderen BİR KİŞİ
bulabilecek misiniz?
8-
Bir sosyal sınıfın, bir sosyal çevrenin insanları kendilerinden daha
fakir, daha taşralı, aileleri daha eğitimsiz başka bir sosyal sınıfın, başka bir
sosyal çevrenin çocuklarının geleceği hakkında, bu çocukların kendi çevrelerine
yanaşmaması, kendi çocuklarıyla yarışmaması için mücadele etmektedirler, parmak
kaldırmaktadırlar.
9-
Sonra da, demokrasinin cilvesi ve tecellisi, bu yanlarına sokulmalarına dahi
tahammül etmedikleri kişiler başbakan olunca “ayaklar baş oldu, laiklik
elden gidiyor” deme cüretini gösterebilmektedirler.
10-
Doğuştan kaynaklanan sosyal eşitsizlikler yükseköğretimle törpülenemeyince gelir
bölüşümü daha da bozulmakta, siyaset daha da sertleşmekte, tabandan gelen
tepkiler ve talepler sistemi daha da zorlamaktadırlar.
11-
Laiklik için de çanlar ancak, bu tabandan gelen tepkiler ve talepler doğru
yollara kanalize edilemez, sistem içinde çözümlenemezse, çalmaya başlar.
12-
Cumhuriyet mitinglerinin cici beyleri, cici cici hanımları da böylece
(mesela Danıştay’ın katsayı inadını alkışlayarak) kendi ayaklarına ateş
etmektedirler.
Eser
KARAKAŞ - Star
Gazete
Kaynak.adanahaber.com
Bu yazı toplam 96 defa okundu.