Gökyüzünün yeryüzüyle sicim gibi bir çizgide buluştuğu, uçsuz bucaksız bir düzlük. Geçen haftaların bahar yağmurlarıyla, değen araba tekerini içine çeken bir bataklıkken, şimdi toprağın dal dal çatladığı bir bozkır. Durduğumuz yerden görünmeyen denize yakınlaştıkça deniz börülceleri fışkırıyor o çatlaklardan.
ışte bu sonsuz fonun tam ortasında pirinç bir karyola duruyor. ‘Bir yastıkta kocayın’ der gibi tek uzun yastık, karbeyaz nevresim, kan kırmızı atlas yorgan. Birazdan gelinle damadı göreceğiz. Onları takip eden ince saz ekibiyle birlikte oynayarak yatağa yanaşacaklar. Muhtar Ali, Katrin’i orada öpecek. Bu film olmasa, absürt bir düğün. Bir rüya olmasa, sonrası vuslat…
Söke’yle Didim arasında denizi çekilmiş bir dalyanda, bir film setindeyim. Üç buçuk dakikalık bu tek plandan sonraki sahneyi gözleri görmeyen bir yönetmen ve asistanı gözleri görmeyen bir fotoğrafçı çekecek. Garip mi geldi?
Yüksel Aksu, ‘Dondurmam Gaymak’tan sonra ikinci filmi ‘Entelköy-Efeköy’ü çekiyor şu aralar. Köşede bekleşen oyunculara mahsus karavanlarla kaprisli, elektrikli bir set olmasın istenmiş; zaten yörenin halkı oyuncu kadrosunda. Setin gideni geleni, filme tuzunu baharatını ekleyeni çok. Daha geçen hafta filmde ta kendisini oynamak için Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth buradaydı.
Kafanın içindeki kamera
Devrim Tarım ve Civan ılci, sete geldiklerinde o düzlüğün ortasındaki tek ağacın gölgesinde oturuyoruz. Az buçuk hoşbeşten sonra Civan, uzakta görünmeyen denizin yerini işaret ediyor eliyle, rüzgârın insan seslerini nasıl ‘stereo’ hale getirdiğini anlatıyor gülerek. Sonra gölgesinde durduğumuz ağacı kastederek “Böyle bir yerde mandalina ağacı olmaz ki, garip...” diyor. Garip olan kısmı bu mu? O ağaç gerçekten de set ekibi tarafından oraya dikilmiş. Gerçekten orada mandalina olmaz.
Civan ılci, Galata Diyalog Derneği’nin ‘Kör Fotoğrafçılar Projesi’yle fotoğraf çekmeye başlamış dört-beş yıl önce. Görenlere ‘körlük’ algısının geçmesini sağlamak maksatlı ‘karanlıkta yemek’, ‘karanlıkta tiyatro’ gibi faaliyetleri var derneğin. Kani Karaca’ya hürmetle ‘karanlıkta mevlit’ bile yapmışlar.
Civan neyin fotoğrafını çekeceğine karar verirken gözleri dışında nesi varsa kullanıyor. Bir ara set ekibinin fotoğrafını çekerken sağdaki ve soldaki kişilerden ses vermelerini istemesi gibi, kulak önemli bir araç. Onun dışında kullanabileceği dört duyu daha...
Devrim Tarım, yönetmen Yüksel Aksu’yu ıstanbul Üniversitesi, ıletişim Fakültesi’nde Sinema-TV okuması sebebiyle önceden tanıyor; Aksu hocası... ODTÜ’de Uluslararası ılişkiler’in onu fena daralttığı zamanlarda içini ferahlatan Sinema Kulübü olmuş. Sonrasında da kafayı sinema okumaya takmış. Gözleri görmeyen biri ve evet sinema okumak istiyor.
Devrim’e bir ara “Görme engelli mi diyeyim, kör mü? Bir de özürlü var. Hangisi münasip?” diye sordum. “Ben hiç bakmam öyle şeylere. Kör de gitsin” dedi. O ara pek çocuk istemediğinden olsa gerek, karnındaki bebek düşsün diye annesinin hamileyken içtiği ilaçlar yüzünden iki yaşından beri görmüyor. O iki yılda gözüyle kaydettiği şey neredeyse yok; hatırlamıyor. Bütün hayatı olduğu gibi sinemayı da görmek dışındaki kabiliyetleriyle öğrenmiş. Kullandığı sinema terimlerinin, kamera hareketlerinin kendisinde bir karşılığı var. O kafasının içinde ‘close up’ yapıyor.
Görselliği kör gibi düşünmek
Rüya sahnesinin absürtlüğüne fon oluşturan ince saz ekibi, Aksu’dan işareti aldıkları anda karşılama müziği çalıyorlar konuk yönetmenlere. Zaten Egeli bir çiftçi ailesinin çocuğu olan Civan havaları duyunca zurnacının dibinden ayrılmıyor. ‘Aman Ormancı’dan sonra gelen kemanlı, darbukalı ‘Misirlou’. ‘Pulp Fiction’dan Devrim’e özel.
Filmin yapımcısı Muharrem Gülmez, makyaj ve dekor dışında kamera önü ve arkasında yapılabilecek her işi yapmış. ‘Beynelmilel’in yönetmeni de olan Gülmez, Devrim ve Civan’la gitikçe derinleşecek bir sinema muhabbetine başlıyor gölgelikte. Gözleri görmeyen birinin altıgeni hayalinde canlandırmasından diyalektik biçim tartışmalarına uzanıyoruz.
Devrim “Körlükte eksik olan renk ve ışık duygusu. Bizim form duygumuz sizden daha iyi” diyor. Sinema okuma amacı da görsellikle ‘körsellik’ arasında bağ kurmak: “Bir gölge sayesinde nasıl form daha iyi kavranıyorsa, ‘körselliği’ anlayarak, ‘görselliği’ anlayabilirsiniz”.
Civan da görme merkezinin zaten olduğundan diğer duyularla gelen verilerin o merkezde soyut bir görüntü oluşturduğundan söz ediyor. Laf öyle bir yere geliyor ki, işini iyi yapan görüntü yönetmeni, kameraman, oyuncular varken yönetmenin görmesi şart mıdır tartışılıyor. Önemli olan yönetmenin güçlü bir hayal ve imge dünyası oluşturması değil mi? Görselliğin arkasını bir kör gibi düşünmek… Buyrun bakalım düşünün.
“Dünyanın en iyi edebiyatçılarından Borges kör. Bence en sinematografik yazar” diyor Yüksel Aksu. 10 yıl kadar önce ‘Herkes ıçin Sinema’ projesi dahilinde Eşber Yağmurdereli film çeksin çok istemişler ama olmamış. Yağmurdereli çok istekliyken üstelik.
Bir ara Muharrem Gülmez, Devrim’i kameranın yanına götürerek, civatasına kadar tarif ediyor tane tane. Devrim, bir sevgilinin vücuduna dokunur gibi yokluyor her parçayı.
Artık iş vakti. Dekor, nevresimin oyasına kadar teferruatlı biçimde yeni yönetmenlere anlatılıyor. Efeköy muhtarı Ali’nin Entelköylü Katrin’e beslediği pek yoğun hisler sebebiyle gördüğü bu gerdek rüyasında, Devrim’le Civan’a düşen, ilk öpücük sahnesi. Megafonu eline alan Devrim, oyunculara istediği duygulara, istediği jestlere dair direktif veriyor, kamera hareketlerini tarif ediyor. Bu hareketlerden biri çekim planına hafif müdahale etmenin ötesinde, filmi +18’e çekebileceği için Aksu tarafından anında bastırılıyor. Ve öpücük konuyor.
Civan fotoğraf çekerken hiç düşünmeden gözünü vizöre dayıyor. Kamera karşısına geçince Devrim de öyle. Civan’ın yorumu bunun duymaya, algılamaya en elverişli vücut pozisyon olması. Demek vücut böyle görüyor.
Sinemanın arka koltuğu
Devrim, bir yandan Başbakanlık’a bağlı Osmanlı Arşivi’nde çeviri yapıyor. Bu bazen bir vesikanın ıngilizce’ye tercümesi, bazen daire başkanının yazışmalarını çevirmek demek. Sinema eğitiminin dördüncü yılında. ış ‘engele’ geldiğinde “Bir insanın yapabileceklerine diğerleri karar vermesin. Benim hiç görmeden Fizik okuyan tanıdığım var” diyor.
“Senin sinema okumanı garip karşılayan arkadaşların oluyor mu?” diye soruyorum. Cevap şaşırtıcı: “Bazı hocalar bile anlamıyor ki. Garip karşılamayı bırak ‘Sen burada gören bir insanın okuma hakkını gasp ediyorsun’ cümlesini duydum ben”.
Senaryo yazıyor, okul için bir-iki kısa film çekmiş. Bir gün uzun metrajlı kendi filmi için “Neden olmasın?” diyor. Yusuf Atılgan’ın ‘Aylak Adam’ını sinemaya uyarlamak içinde bir ukde. “Andy Warhol nasıl bir binayı beş saat çektiyse, Derek Jarman nasıl beyazperdede sadece ‘maviyi’ gösterdiyse, en azından deneysel anlamda film çekmem tuhaf karşılanmamalı” diyor. Türkiye’de bildiği kör yönetmen yok ama dünyada böyle meşhur bir kişi mevcut.
‘En sevdiği yönetmen’ tamlamasından hazzetmiyor. Ama Zeki Demirkubuz ve Reha Erdem’in filmlerini sevdiğini söylüyor. Bir de Haneke… Türkiye’de çok az DVD’de görmeyenler için ‘görsel betimleme’ seçeneği var. ‘Sis ve Gece’, ‘Cenneti Beklerken’, ‘Başka Dilde Aşk’ ilk aklına gelenlerden. Ama yanına sesli olarak ‘görsel betimleme’ yapacak bir arkadaşını kapıp sinemada en arka koltuğa oturmayı da çok seviyor. Tabii ki bizim sinemalarda medeni ülkelerdeki gibi görmeyenlere özel kulaklık uygulaması yok. O kadar temel meseleleri var ki görme engellilerin, bu daha tali bulunuyor galiba.
Boğaziçi Üniversitesi’nde Psikoloji okuyan Civan’ın en büyük derdi ise çektiği fotoğrafları görememek. “Sizin için fotoğraf çekince başlıyor. Benim içinse çektiğim an bitiyor” diyor. En çok çocukları çekmekten hoşlanıyor. Sekiz yaşındaki oğlunu dört yıl önce fotoğrafladığı kare favorisi. “Gece yatağında uyuyordu. Yorgandan kırmızı çoraplı küçük ayağı çıkmıştı. Sadece kör bir fotoğrafçı o kareyi çeker. Gören biri ‘Ay ışık az’ diye gider çünkü” diyor.
Birde küçük kızı var Civan’ın, isimleri anılınca sesi cıvıldıyor. Devrim’in medeni halini merak ederseniz, hayatında çok sevdiği bir kadın olmasına rağmen, sevgilisinin ailesi, görmediği için Devrim’i reddediyor. Kızlarına “Senin dengin mi?” diyorlarmış. Bu da kayıtlara geçsin isterim.
Görmeyenlerin mavisi
Görmeyen birileriyle renkleri konuşmak… Görenlerin aynı rengi gördüğünden nasıl eminiz ki zaten? Koyduğumuz isimlerle ilerliyoruz. ıkisi de renkleri verdikleri duygularla kaydetmişler. Kahverengi karşılığını verdiği histen alıyor, mavi de… “Mavi de hangi maviyi soruyorsun” diyor Devrim, “Çivit mavi var, daha parlak var, koyusu var…” Sevdiği renkler o yüzden ruh haline göre değişiyor. Kendisine kıyafet satın alırken de öyle. “Sadece siyahı sevmem” diyor.
Bu çekim ikisi için de mühim tecrübeydi, kendileri söylüyor. Ama bence onlar dışındakiler için de öyle. Devrim’in “Abi yine Metin şentürk oldun ya…” diye çıkıştığı Civan’ın komiklikleri de herkesin yanına kâr. ‘Entelköy-Efeköy’, 2012 başında vizyonda…