1969 doğumlu,ilkokul mezunu,evli ve iki çocuk annesiyim.1993 doğumlu oğlum
otistik ve doğumda darbeye bağlı Ağır Mental olup,ayrıca epilepsi hastası,sıvı
beslenen ve hiperaktif bir delikanlı. %94özüre sahip.1997doğumlu kızımı aynı
riske atmamak için sezeryanla alındı.
Mücadeleci bir anne, güçlü bir baba
olmamıza rağmen yükümüz bizi ezecek kadar çok ağır. Birde devletin bize destek
yerine köstek olması bizi daha da üzmekte.
Sayın Başbakanımız diyor ki:
-Her özürlü çocuk annesine, çocuğuna baktığı için bakım ücreti veriyoruz.
Bu yasa çıktığında ilk başvuranlardanım.Özür yüzdesi yüksek olduğundan
alabileceğimi söylediler ve iki ay prosedürlerle uğraştım. Bir sene sıra
bekledim ve sonuç ‘Maddi gücünüz sınırın üstünde, bakıcıyı siz tutun’ dediler.
Neredeyse hiç bakıma ihtiyacı olmayan, çocuğuna değer vermeyen, hatta durumu
iyi olup gelirini düşük göstererek bu ücreti alanlar var. Alsınlar fakat eğer bu
ücretin adı ‘Bakım Ücreti’ ise iddia ediyorum bakımı en zor özürlüler listesinin
başında geliriz. Devlet giderimizi neden hesap etmiyor? İnsanlar sık sık:
‘Abla çocuğuna gücün yetmiyor neden bakıcı tutmuyorsun? Devletten parasını
alıyorsunuz’ dediklerinde herkese tek tek izah edemiyorum.Başbakanımız lütfen bu
ücretin adını değiştirsin. Yoksul engelli ailelere maddi yardım diyebilir.
Neremize dokunursanız kanayan yaramız var. Otistik olduğunu dört yaşında
öğrendik.Tek çare eğitim dediklerinde, o zamanlar yol parasını bulamazken terapi
ücreti verip eğitimini aksatmıyorduk ki bu günlerimizi rahat geçirebilelim
diye.Tam gün eğitim yaşı geldiğinde , Türkiye’ de ilk olan Devlet Otistik
Okulunun yanına taşındık. Üç yıl kaynaştırmadan sonra okul yönetimi tamamen
değişip, çıkarcı ve otistik nedir bilmeyen insanların yönetimi altına girmişti.
Durumu ağır olan çocukları yıldırma politikasıyla diskalifiye ederek,
psikolojisini bozacak baskılarla kendi isteğiyle çıkıp, yerine sırda bekleyen
yüzlerce bakımı daha kolay olan otistik çocukları almak istediler. Bu
istismarlıktan en fazla zarar gören oğlum oldu. Kaza ile kolunu da kırmışlar
fakat kolu yerine gelse de, o günden sonra psikolojisi tamamen düzelemedi.
Sürekli öfke nöbetleri geçirirken, ilkokula yeni başlayan kızım da zarar
görüyor, bense strese bağlı birçok rahatsızlıklardan başımı kaldıramıyordum.
Dört yaşından beri iğneyle kuyu kazar gibi verdiğimiz eğitimin hiçbiri kalmamış,
her şeye sıfırdan başlamak zorunda kalmıştık.
Devletin okulunun bize verdiği
en büyük kazıktı bu. Her şeye rağmen yıkılmamak, bu enkazdan yara almadan
çıkabilmek için yıllarca çırpınıp durdum. Eve ve bize bağımlı kalmaması için
yeni bir okul ararken çaldığım bütün kapılar:
‘Üzgünüm… Otistikse yapacak
bir şey yok. Okul yok!’ denip yüzüme kapanıyordu.
Sokaktaki insanlar resmen
eve kapatmamı, komşularım ise odaya bağlamamı söylüyor, zor olan hayatımızı daha
da çıkılmaz hale getiriyorlardı.
Sevgili eşime yüklenmeye başladım. Haftada bir gün oğlumuza o bakıyor, bense
kendimi yenilemek, şarj etmek için resim yaparak mutlu oluyordum.
Çocuğumuzu
ilk kez o zaman on iki yaşındayken, psikiyatriye başvurma ihtiyacı duyduk.
Verilen ilaçlar epilepsisini tetikliyor çok ağır nöbetler geçiriyordu. Nöroloji
ve psikiyatri arasında mekik dokurken, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi
Genetik Bölümü Başkanı Şef Doktoru beni azarlarcasına:
-Bunu bakımevine
kapatacaksınız. Ömrümde gördüğüm ikinci vaka. Buna tek kişi bakamaz sizi
sömürür.’ deyince dünyam başıma yıkılmış ağlayarak:
-Doktor hanım ben bir anneyim. Nasıl böyle bir şeyi diyebilirsiniz? Dedim
-O zaman ikinci çocuğunu yapmayacaktın. Yazık, onun hayatını hiç mi
düşünmüyorsun?
Bu görüşü destekleyen bir çok doktorla karşılaştım. Bizler
kaderci, inançlı insanlarız. Bu imtihan dünyasında Allah ne verdiyse götürmek
zorundayız. Öylesine tuhaf ki bakımı ne kadar zor , zahmetli ise de, sevgisinin
lezzeti bir o kadar büyük. ‘Evladımız, cennet anahtarımız’ deyip bağrımıza
basıyoruz, bağrımızı söküyor.
Bizlerin sağlığı, altın değerinde, çok
kıymetli. Hasta olsak yatma lüksüne sahip değiliz. Yorgun, uykusuz da olsak
dimdik ayakta durup, yirmi dört saat çocuğumuza bakmak zorundayız.
Sürekli sağımda, solumda gördüğüm Büyükşehir Belediyesi ve onu takip eden
bazı belediyelerin yazmış olduğu afişlerde, duyurularda: ‘Gelin engelleri
birlikte aşalım’ sözleri beni kahretti ve en yakın merkeze başvurdum.Bizim için
hiçbirşey yapamadılar.Yapıyoruz edasıyla insanları kandırıyorlar.Belediye
seçimleri dolayısıyla düzenlenen toplantıda,Lokman Ayva ve Kadir Topbaş a
sorunlarımızı söyledim.Telefonlarımız alındı ama herkes gibi geri dönüşü
olmadı.Başbakana defalarca yazdım.Oradan oraya bir top gibi paslaşıp
duruyorlar.Sonrasında da bu dosya kapanmıştır deyip baştan savıyorlar.
Vakıflara da çok kızgınım.Kimi maneviyatı aylık aidatlara dökmüş,kimi
“Hanımefendi burası özel bir kuruluş.Size okul ayarlayamayız” diyor.Hepsi kendi
cebini doldurma çabasında.Televizyonlara en iyi durumdaki otistik çocukları
vitrinlerine çıkarıp yardım isterlerken,zaten özel imkanlara sahipken,bizlerin
günahı nedir ki görmezden gelinip sorunlarımızı duyurmak için bile fırsat
verilmiyor.
Mücadele ise inanılmaz hiç uslanmaz bir şekilde yıllarca mücadele verdim. Tek
başıma bir ordu oldum. Kim bize destek oldu? Herkes çıkar peşinde. Bizim için
gün doğuyor, batıyor haberimiz olmadan son demlerimizi yaşıyoruz. Artık eşim de
yoruldu o bana ben ona paslaşıp duruyoruz.
Adamcağız işten geliyor, daha
üstünü bile çıkarmadan tornavidayı eline alıp , oğlumuzun günlük eşyalara
verdiği tahribatı tamir ediyor. Şimdi ergenlik sıkıntıları da girdi. Daha
huzursuz, kaygılı, inanılmaz takıntılı ve enerjik olan yavrumuza artık
yetişemiyoruz.Akşama kadar dört duvar arasında,kanadı kırık yavru kuş gibi
çırpınırken yüreğim kanıyor dayanamıyorum.Eşimin bile gözü kesmezken,anneliğin
verdiği güçle çıkarıyorum dışarı.Fakat parkı sevmez. Yürüyüş yaparken her
binanın zillerine basıp dalıyor içeri.Bir solukta çıkıyor yukarılara ve
kapılarını açanın evine girmek istiyor.Eve saatler sonra tükenmiş,insanların
azarlarıyla dolmuş bir vaziyette zor gelebiliyorum.Benim yerimde olsanız
çocuğunuzun mutluluğu için gücünüz yetmese de dışarı çıkarırmısınız yoksa
toplumun istediği gibi eve mi kapatırsınız.Doğrusu hangisi?
Biz yaşlandık, o
ise en kızgın çağında. Takıntıları o kadar tehlikeli ki evde adeta can pazarı
yaşanmakta. Ampulleri,fişleri,prizleri söküyor. Petekleri,kapıları tekmeyle
camları ise kafa atıp kırıyor.
Elini kestiğinde müdahale ettirmiyor. Elimde
bez sadece damlayan kanları silebiliyorum. Ne bir arkadaş ne bir sosyal
aktivitemiz var. Yaşlı annemi, babamı bile ziyaret edemez olduk. Engelli aileler
devletten, çocuklarının enerjisini atabilecekleri yeşil alan, park ister.
Bizimki önünden bile geçmeyi sevmiyor.
Sağlıklı çocuklara hiçbir zaman imrenmedim ama, engelliler okuluna
gidebilecek kadar iyi durumdakilere özenmedim değil. Devletimiz biz öldükten
sonra değil de sağlığımızda yavrumuza sahip çıkıp ara sıra sırtımızdaki yükü
üstümüzden indirip dinlenerek daha sağlıklı ve daha verimli bir şekilde maratona
devam edebilsek. Bizim gibi ailelere hayata tutunma dersi verilmekte. Ben
sımsıkı tutundum. Kaderci de olsam oturup beklemeyi değil sebeplere yapışıp
mücadeleyi seçtim. Fakat gördüm ki Türkiye ‘de bizim gibiler Avrupa Kültür
Başkenti’nin paspas altına süpürülmüş zavallılarından başka bir şeyi değilmişiz.
Artık resim de yapamadığımdan son çırpınışımı altı yıldır tedavi amaçlı
yaptığım sanat eserlerimi sergileyerek noktalamak istedim. Arzu
ederseniz:facebook’ tan Kadriye Koç adına girip görebilirsiniz.Çok büyük ilgi
ile karşılaştım.Çok mutlu oldum ama akşam eve döndüğümde oğlum için hiçbirşey
yapamamışlığın verdiği yangınla kavruldum.
Belki Guinness Rekorlar kitabına
girecek kadar zoru başardım fakat tek şahidim yüce Allah.
e-mail:ressam_kadriye1969@hotmail.com