10 Eylül 2010 Cuma Saat 20:46
ONLİNE
Sitenizesayac.com
Basın ve Yayın Haber Siteleri
haberler Bookmark and Share
Reklam Alanı
Reklam Alanı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Şeytanın bacağını kırdım!...
22 Şubat 2010 Pazartesi Saat 12:24
Ağzım kurudu, dudaklarım birbirine yapıştı, sesim kısıldı, kendi söylediğimi duyamaz oldum. Sahne heyecanının alışılmışın dışında bir heyecan taşıdığını söyleyenler meğerse ne kadar haklıymış.

  Ağzım kurudu, dudaklarım birbirine yapıştı, sesim kısıldı, kendi söylediğimi duyamaz oldum. Sahne heyecanının alışılmışın dışında bir heyecan taşıdığını söyleyenler meğerse ne kadar haklıymış. 51 senelik ömrümde ilk kez bir tiyatro oyununda rol alacağım düşüncesi; beni dün gece bir kavradı, soluk dahi almakta zorlanır oldum. Arkadaşlarımın söylediğine bakılırsa; son provada başarılı olan ben, sahneye çıkış saati yaklaştıkça gerildim, asabileştim, yerime oturamaz, kabıma sığamaz oldum. Oyun yazarlığı eğitimi alan arkadaşlarımızdan Nilgün Hanım dinlenme odasında beni sürekli motive etmeye çalışsa da; ben bir türlü kendimi sahnede oyun oynayacak çap ve kapasitede göremediğimden, hocamıza oyunda rol almak istediğimi söylediğimden cidden pişmanlık duyuyordum. Ya repliğimi unutursam, ya sahnede aşırı heyecandan düşer kalırsam, ya şöyle aksilik çıkarsa, ya böyle terslik doğarsa diyerek kendi kendimi yiyor, kendimi kendime acır duruma düşmenin eşiğine gelmiş bulunuyordum. . Ben kendi derdime yanarken, dinlenme odasındaki koltuklardan birisine uzanarak dinlenmeye çalışan benimle aynı oyunda sivil güvenlik görelisini canlandıracak olan Enes adlı iri kıyım genç kardeşimiz sanki benim derdim yokmuş gibi benden yakınıyor; Abi ne olursun fazla bağırmada, beni zor durumda bırakma. Sen bağırdıkça kendimi çaresiz hissediyorum ’’ diyordu. Bana düşen rol, ‘’ Kaos süreci ’’ isimli parodide canlı yayına katılan izleyiciler arasında bulunan hafif mayhoş, belki biraz çakır keyif, biraz da saldırgan, sürekli arıza çıkaran bir tipi canlandırmaktan ibaretti. Geçmiş günlerdeki provalardaki çalışmalar neticesinde, rolüme tam konsantre olmaya çalışsam da, ilk kez sahneye çıkacak olmam nedeniyle vücudumu ter basıyor, elim ayağıma dolaşıyordu. Hele bir de yönetmen yardımcımız Cemil beyle yaptığımız görüşmede son oyunun finaline doğru oyuna emri vaki biçimde eklediğimiz mizanseni hatırlayınca, iyicene korkmaya başlamıştım. İlk skeç oynanırken dinlenme odasına Olay TV ’ den bir muhabir ve bir kameramanın gelmesiyle heyecanımız had safhaya ulaştı, yapılacak röportajla TV ekranlarından görünecek olmamızın heyecanı yerini resmen korkuya bıraktı. İlk röportaj benimle yapıldı. Bursa Olay TV ’ nin muhabiri mikrofonu bana uzatarak kim olduğumu ve tiyatrodan ne beklediğimi sordu. Elimdeki bastonu göstererek engelli olduğumdan tiyatro oyuncusu olmadığımı, aslında bu tiyatroda sadece oyun yazarlığı almak istediğimi, geçen haftaki oyunda seyirci koltuğunda otururken oyuncu arkadaşlarıma imrendiğimi, özendiğimi, gıpta ettiğimi ve sırf bu nedenle hocamızdan küçük de olsa bir rol istediğimi söyledim. Galiba tiyatro da aldığımız diksiyon eğitiminin semeresini mikrofon bana uzatılınca görebildim. Yakın zamana kadar, konuşurken iki kelimeyi birbirine karıştıran ben; fazla bir falso yapmadan düşüncemi mikrofona ulaştırabilmiştim. TV Muhabiri Hanım kız oldukça şık giyimli ve bakımlıydı.

Ayağındaki siyah yüksek konçlu çizmesiyle sükse yapıyordu. Çizmenin üzerindeki kot pantolonu marka olduğu uzaktan sırıtan haki renk kazak tamamlıyordu. Muhabir hanımın kıyafeti çok şık olmasına sıktı da, galiba o bizden daha fazla heyecanlıydı ki, röportaj esnasında soracağı soruları unuttuğundan konuya yeniden giriyor, sorusunu şaşırmadan sorabilmenin çabasını sürdürüyordu. Bir arkadaşımıza mikrofon uzatıp sorusunu soracakken soruyu unutmasına arkadaşlımızın ‘’ en iyisi soruyu ben sorayım, ben cevaplayayım ’’ demesinde ince bir mizah ve ironik bir gönderme seziliyordu.. Neyse ki muhabir güç bela röportajı bitirdi, TV kameramanı arkadaşıyla dinlenme odamızdan ayrıldı. Haberciler odamızdan ayrılmasıyla biz bütün dikkatimizi yeniden oynanmakta olan oyuna yöneltirken, ilk kötü haber geldi. Bir önceki oyunda sahnede devleşen Meryem adlı oyuncu bu defa oyun esnasında ‘’ trak ’ yediğini öğrenince hepimizin canı sıkıldı. 2. Oyunda da bir arkadaşımızın ‘’ trak ’’ yemesi bizi ciddi biçimde etkiledi, moralimizi bozdu. İlk gecedeki endişeli bekleyişim; arkadaşlarımızın muazzam oyunculuğuyla atlatılmışken, daha rahatlamış olarak çıkılan 2. gecemizde oyuncuların yanı sıra sunucularında ‘’ trak ’’ yiyerek oyundan düştüğü haberi canımızı sıkmaya devam ediyordu. Bir ara su içmeye dışarı çıktığımda; koridorda karşılaştığım yönetmen yardımcımız Cemil beye aksiliklerin nedenini sorduğumda aldığım cevap; ilginç olduğu kadar aynı zamanda son derece öğreticiydi: Geçen haftaki başarı bizim arkadaşlarımızın başını döndürmüş, bu hafta gerekli ciddiyeti göstermediler, bu nedenle sahnede zor duruma düştüler dedi. Mesele anlaşılmıştı. Gereğinden fazla özgüven duyulması beraberinde bazı sıkıntılar doğurmuş, insani zaaf yaratmıştı, arkadaşlarımız bu gece kendilerine çok fazla güvenmenin ceremesini çekiyorlardı. 4. Oyun olan ‘’ Kaos süreci ’’ adlı oyunun başlayacağı bildirilince birer tabure kaparak loş ışıklı sahneye çıktık, ana karakterlerin oturduğu yerin arkasına kümelendik, seyirci konumundaki yerimizi aldık. Seyirci konumundaki bizlerin neden haremlik- selamlık oturduğumuzu bir türlü anlayamadım. Oyun sürerken kadınlar kadını, erkekler erkeği desteklerken skeç bir aksilik çıkmadan akıp gidiyordu. Finale yaklaştığımızda, mağdur olduğunu iddia eden kadının samimiyetine bir türlü inanamayan ben; yüksek sesle kadını protesto etmemin ardından ‘’ Gay ’’ mikrofon taşıyıcı rolündeki oyuncu moderatörün kulağına eğilip, alçak sesle bir şeyler söyleyince; söz; senaryo gereği canlı yayına telefonla bağlanan cırtlak sesli bir kadına bırakıldı. Telefondaki cırtlak sesli kadın kocasının evde markete diye çıktığını, fırsattan istifade TV ’ deki programa katılarak canlı yayına çıktığını, bunun hesabını soracağını bildirince, erkekler birbirinin yüzüne bakarak hangimiz olduğunu bir birlerine sorarken; ben elimi başıma almış, büyük bir pişmanlıkla etrafıma şaşkın şaşkın bakınıyordum! Telefondaki cırtlak sesi tanımıştım, suçüstü yakalanmış insanların pişmanlığıyla kıvranıyordum! Ümiiit, evde yemek malzemesi yok, sen TV ekranlarında sürtüyorsun, çabuk eve gel talimatını alınca, sesimi alçaltmış, munis bir poza bürünmüş, eşimin öfkesini dindirmeye çalışıyordum. Geliyorum bir tanem, geliyorum, gönlümün sultanı, geliyorum aşkım; sen çağırırsında ben gelmem mi? Diyerek apar topar sahneden ayrıldım. Ben çıktıktan sonrasını gerçekten de bilmiyorum. Seyirci beni alkışladı mı, yoksa tarafsız mı kaldı, anlayamadım. Az sonra son oyunda da son nokta koyuldu, bütün oyuncular sahneyi terk ettiler. Oyuncu arkadaşlar seyirciyi selamlamak için sahneye geliyorlar uyarısıyla hep birlikte tekrardan sahneye çıkarak çepeçevre sıralandık. Seyirci bizi alkışladı, benim haricimdeki bütün oyuncular seyirciyi alkışladılar. Ben neden mi alkışlamadım? Bu sorunun cevabı aslında çok basittir. Ben fiziksel engelli olduğumdan günlük hayatımda baston kullanıyorum. Bastonu sol koltuğumun altına sıkıştırarak seyirciyi alkışlamaya kalksam, düşebilirim endişesiyle bastonumu elimden bırakamadım. Bir elimde baston varken de tek elle alkış tutulamadığından ben alkış tufanına katılamadım. Gündüzden aramızda topladığımız paralarla alınan çiçekler iki genç kızımız tarafından Sanat Yönetmenimiz Hüseyin Türe beyle yardımcı yönetmenimiz Cemil beye takdim edilirken, seyirci de hem hocalarımızı hem de bizleri coşkulu biçimde alkışlıyordu. Hocamız Hüseyin Bey alkışların zayıfladığı bir anda seyirciye hitaben; bu gece bir başka etkinliğin daha olduğunu, ‘’ kadının fendi ’’ adlı oyunda mülayim bir kocayı canlandıran Gürsel adlı genç kardeşimizin askere gideceğinden bu gece son oyunu olduğunu söyleyince; salon yeni bir alkış tufanına tutuldu. Gürsel sahnenin ortasına geldi, seyirciyi ve bizleri selamladı. Oyuncu arkadaşlarımızdan erkek olanlar birden Gürsel ’ in üzerine taarruz ettiler, tam 3 kez havaya atıp tuttular. 3. atışta Gürsel tam bir takla atarak düşerken çocuğun beyin üstü yere çakılacağından bir an endişe etmedim dersem yalan olur. Neyse ki korktuğum olmadı, Gürsel sağ- salim yere bırakıldı. Seyirci salonu tamamen terk ettiğinde hocamız bizi topladı, bu gecenin pek de parlak geçmediğinden bahisle bazı haklı eleştirilerde bulundu. Hocamız eleştiride bulunurken hiç birimizin savunma yapma gibi bir amacı olmadığından hepimiz dut yemiş bülbül gibi sus- pus olmuştuk. Hocamız son eleştirisini ve belki de en ağırını Cemil beye saklamıştı. Benim rolüme eklenen bölüm hocamızın bilgisi haricinde geliştiğinden, hocamız aksiliklerin hesabını Cemil hocadan çıkarmaya çalışırken bence Cemil hocaya biraz haksızlık yapıyordu. Zaten bu işler böyledir. Her şey tıkırında gitseydi, hiçbir aksilik yaşanmasaydı, benim rolüme eklenen bölüm göze batmayacak, belki de övgü alacaktı. Tiyatroda inisiyatif kullanmanın zorluğundan bahseden hocamız; verdiği örnekte isim vermeden benim rolüme kendi iradesiyle ekleme yapan Cemil hocaya inceden bir göndermede bulunuyordu. ‘’ Fırçalama ’’ işlemi bitince sahnenin ortasına bir masa getirildi, masaya üstünde yanan mumlar dikilmiş bir pasta koyuldu, askere gidecek arkadaşımız Gürsel ‘’ en büyük asker bizim asker ’’ tezahüratları altında mumları üflerken, oldukça duygulu olduğu gözlerden kaçmıyordu. Her gelişin bir gidişi var derler. Gece bittiğinde birbirimize iyi geceler dileyerek tiyatro binasından çıktık, evlerimize gitmek üzere ayrı yönlere dağıldık. Sahnede duyduğum heyecan hala varlığını muhafaza ediyordu.

Vakit çok geç olduğu halde duyumsadığım heyecan nedeniyle bilgisayarın başına oturup klavyenin tuşlarına vurmaya başladım. Yazıya son noktayı koyduğum şu anda tiyatroda eğitim almak istediğimde ne kadar haklı olduğumu anlamış bulunuyorum. Bu gece ekibimiz pek bir başarı gösteremese de çalışırsak yarınların bizlerin olacağına kesin gözle bakıyorum. Sabırla koruk helva olurmuş. Şimdi, gecenin bu satinde, akşam başındaki zor anlarımızı yaşamış olmaktan ders çıkarıp, çok daha iyiye, çok daha güzele imza atacak güç ve kapasitede olduğumuzun bilinciyle yarınlara güvenle bakabilmenin huzurunu yaşıyorum. Bizim çocuklar geçen hafta sahnede nasıl devleştilerse, gelecekte de aynı performansı göstereceklerinden hiç mi hiç endişe duymadığı yinelemekte fayda gördüğümün bilinmesini istiyorum.


Ümüt İpekçeker

Kaynak.blog.milliyet.com

Bu yazı toplam 71 defa okundu.
Bookmark and Share
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
ARŞİVDE ARA
ETİKETLER
Reklam Alanı
Reklam Alanı
Reklam Alanı