Röportaj: Muaz Kalaycı, Genel Yayın
Yönetmeni
Redakte: Sibel Taş, Röportaj
Editörü
***
“CURA SAZIYLA 5-6 YAŞLARINDA MÜZİK SERÜVENİM
BAŞLADI''
— Müzik hayatına başlama
serüveninizi anlatır mısınız? Bağlama ile ilk tanışmanız nasıl
oldu?
Çok küçük yaşlarda bağlamayla tanışma fırsatı buldum. Babamın bana aldığı bir cura sazıyla
5-6 yaşlarında müzik serüvenim
başladı. Müzik hayatım; babamın bana evde bir şeyler göstermesiyle
başlayan küçük müzik eğitimim, mahalle arasındaki bir dershanede ders
veren Nuri Bey ismindeki arkadaşından ders almamla devam etti. Daha sonra 1981 yılında Özel Arif Sağ müzik
kursuna başladım. Orada yaklaşık 6 sene eğitimim sürerken 1986'da da İstanbul Teknik Üniversitesi
Türk Müziği Devlet Konservatuarı sınavlarına girdim ve çalgı bölümünü
kazandım. Dolayısıyla daha profesyonel eğitim almaya başladım. Orta, lise ve üniversiteyi İstanbul Teknik
Üniversitesi Devlet Konservatuarında okudum. Yüksek lisansımı da tamamladım.
Müzik hayatım bu şekilde bu günlere kadar geldi diyebiliriz.
“USTA ÇIRAK İLİŞKİSİ İLE GÜNÜMÜZDE YERİ VE DURUŞU
BELLİ OLAN ÜSTADLARIMIZ VAR''
— Yani bu işin eğitimini aldınız.
Biz sizin Haliç Üniversitesinde de öğretim görevlisi olarak çalıştığınızı
biliyoruz. Halk müziğinde eğitim ne ölçüde önem arz ediyor? Günümüzde eğitim
almış sanatçılarla eğitim almamış sanatçıları bir öğretim görevlisi olarak
değerlendirir misiniz?
Eğitim
kelimesi çok önemli. Sanatla haşır
neşir olan ama o okulu görmeden, yani konservatuarı, akademik eğitimi görmeden, çok iyi bir
usta çırak ilişkisiyle günümüzde yeri ve
duruşu belli olan bir çok üstadımız var. Anadolu geleneğinde ki özellikle halk
müziğinde biliyorsunuz ustadan çırağa
yöntemiyle biraz yaşayarak, o havayı soluyarak sanatçı kişiliği oluşur. Bu da
Anadolu'muzda zaten var olan ve halen devam eden bir süreç. Ama günümüz yaşantısında böyle okulların olması
-ki ben bağlama derslerine giriyorum okulda-
tabi ki akademik boyutta daha iyi
bir şekilde eğitim verilmesine olanak sağlıyor. Bu anlamda ben bu okulu okuduğum için şanslıyım.
En azından derslerimi verirken daha
bilinçli, daha doğru bir şekilde öğrenip daha bilinçli ve doğru bir şekilde
aktarıyorum. Eğitimin bilinçli bir şekilde yapıldığı ve öğrenildiği zaman
daha doğru olduğuna inanıyorum.
“BAĞLAMA ÇALMA GELENEĞİNİ AKTARMAK BENİM İÇİN ÇOK
ÖNEMLİ''
— Enstrümanınızı
konser salonlarında, sahnelerde, stüdyolarda icra ederken bir tarafta da
konservatuarda eğitimcisiniz, bu durumu nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Ben sanatımı icra ettiğim anı ve
yeri çok önemserim. Uzun yıllar yaşadım bu gizemli zamanları. Halen ilk gün
ki gibi şimdi de o heyecanı yaşarım.
Sağlığım olduğu sürece de icra etmeye, o heyecanı yaşamaya devam edeceğim. Bir tarafta da eğitim verirken Anadolu kültürünün
önemli bir parçası olan bağlama çalma
geleneğini aktarmak benim için çok
önemli. 9 yıldır
konservatuardaki öğrencilerimle bağlama çalma geleneğini paylaşıyorum ve değerli icracılar yetişiyor. Ben bir
elçiyim ve bunu bir görev edindim. Bu
beni mutlu ediyor. Halk ozanlarının, âşıklarımızın bize çok zor şartlar ve
imkânsızlıklar içinde bıraktıkları
mirasa, günümüzün kolay şartlarında sahip çıkmamız gerekiyor.
“EĞİTİM VERMEK HERKESE MAHSUS BİR ŞEY
DEĞİL''
— Peki, eğitim almakla bu işin
eğitimini vermek arasındaki o ince nüansı bize anlatır
mısınız?
Şöyle söyleyeyim: Hepimiz sonuçta okullar okuyoruz. Tabi ben müziğin
okulunu okudum. Benim sınıfımda veya okulumdan birçok insan mezun oluyor, o
eğitimi alıyor ama eğitim vermek başka
bir şey. Yani insanlara bir şeyleri ifade etmek, o ifadeyi anlatabilmek
onlara aktarabilmek… O özellik insanın biraz kendisinde… Herkesin yapabileceği bir şey değil
yani, eğitim vermek herkese mahsus bir şey değil diye düşünüyorum. Ama demek
ki bu özellik bende görüldü, buna layık görüldüm ve 9 yıldan beri Haliç Üniversitesinde
öğretmenlik yapıyorum. Aldığım eğitimle kendi bilgi birikimimi de
birleştirerek, kendi becerimi, kendi yeteneğimi de üstüne katarak öğrencilerime
bir şeyler aktarıyorum ve güzel şeyler
ortaya çıktığını görüyorum.
“YETENEĞİMLE BİLGİ BİRİKİMİMİ KARIŞTIRARAK ORTAYA
BİR ŞEYLER ÇIKARDIM''
— Bir
müzisyen olarak Ümit Yılmaz müziği neyi tanımlar?
Ben Türk halk müziği geleneğinden gelip yeteneğimle bilgimi birikimimi
karıştırarak ortaya bir şeyler çıkardım. Ki ben Sivaslıyım, bizim o yörelerde
özellikle bağlamaya çok değer
verilir, çok önemli ve değeri yüksek
kutsal bir emanet gibidir. Bunu da albümlerimde, özellikle son çıkardığım ''Parmaklarımın Ucunda'' albümümde de
ortaya sundum. Ben Türk halk müziği eğitimi aldım ama albüm bir Türk halk müziği albümü değil ya da
türkülerden oluşan bir albüm değil. 9 tane eser var. 1 tanesi Muğla yöresine
ait bir zeybek ama onun dışındakiler hepsi kendi beste çalışmalarımızdır. Bunun
7 tanesi de bana ait. Dediğim gibi
kendi duygularımı, kendi bakış açımı
yansıttığım bir albüm bu. Değişik
sazların kullanıldığı, -değişik
sazlar derken sadece bağlama değil- bağlama ailesinin yanı sıra Türk sanat
müziğinde kullanılan o ince
sazlarımızdan bir bölümü ve batı sazlarında özellikle yaylı grubu ve nefesli
obua gibi sazlarda albümümde yer aldı ve bir sentez oluştu. Ben müziğimde biraz
eserlerime yakıştığı sazları kendimce kullanmaya çalıştım. Ortaya güzel bir şey çıktığına inanıyorum.
“ANADOLU'NUN EZGİLERİNİ, BATININ DİSİPLİNİ İLE
BİR ARAYA GETİRDİK”
— “Parmaklarımın Ucunda”yı anlatır
mısınız?
“Parmaklarımın
Ucunda” biri hariç diğerleri enstrümantal parçalardan oluşan bir albüm. Bu
albümde konusunda uzman pek çok sanatçı
ile birlikte çalıştım. Anadolu'nun ezgilerini, batının disiplini ile bir araya
getirdik. Albümün yapımcılığını DMC
üstlendi. Albüm; Parmaklarımın Ucunda,
Adı Yok, Ateş, Yanarcan, Özgürlük, Anadolu, Umut Rüzgârı, Sivas'ın Ağıdı,
Kadıoğlu Zeybeği isimlerinde toplam 9 parçadan oluşuyor. Albümde söz ve
müziği Zülfü Beyhan'a ait “Yanarcan”
isimli parçayı seslendirdim. Albümün aranjörlüğünü Önder Meral ve Müslüm Sevim
üstlendi. Projeye ismini veren “Parmaklarımın Ucunda” adlı eserin klip
yönetmenliğini Kubilay Kasap yaptı. Klibin koreografisini Tan Sağtürk hazırladı ve dansıyla eşlik etti. 7 Ekim 2009
gecesi, TİM Show Center'da sunuculuğunu Vatan Şaşmaz'ın üstlendiği bir de
tanıtım galamız oldu.
“PÜRDİKKAT DİNLENİLMEK, SAZA OLAN
SAYGIDIR''
— Müzik
yaparken sizi en çok ne mutlu ediyor?
Düşünsenize büyük
bir salon, yüzlerce insan size
odaklanmış ve ne yapacağımı, neler çalacağımı bekliyorlar. Sazdan çıkan tınılarla herkes kendi alemine
yolculuk yapıyor ve salonda çıt yok,
yanlız gibisin, resitalin bitiyor
ve alkışlar… En önemli ve beni mutlu
eden an; pürdikkat dinlenilmek, saza olan saygıdır benim için. Yalnız bir
şey demeden geçemeyeceğim: Ne yazık ki toplumumuz halen konser dinlemeyi yeterince
iyi yapamıyor.
“İYİ BİR FENERBAHÇE
TARAFTARIYIM''
— Müziğin dışında nelerden
hoşlanırsınız?
İyi bir Fenerbahçe
taraftarıyım ve maçlarına
giderim, beni tanıyan herkes de iyi bilir. Futbol oynamayı da severim, müzik olmasa belki futbolcu olurdum.
Profesyonel bir fotoğraf makinem var. Bazen fırsat olursa fotoğraf çekerim. Film seyretmeyi severim, dostlarımla vakit geçirmeyi de. Ailemle olmaya dikkat ederim. Arabalara bakmayı, ilgilenmeyi
severim. Denizi seyretmek, dalga
sesini dinlemek mutlu eder beni.
— Unutamadığınız bir anınızı
okuyucularımızla paylaşır mısınız?
Yıl 1990, okulda öğrenci konserleri yapılıyor. Hocam
benim de çalmamı istedi. Ben de hocama ''kendi yaptığım bestemi icra etmek
istiyorum'' dedim. O da; “geleneksel
bir türkü, okulda geçtiğimiz bir ezgi olsun” dedi. Ama ben ikna ettim ve bana ait olan enstrümantal "umut rüzgarı" isimli bestemi çaldım.
Eser bittiğinde öyle bir alkışlandım
ki sahneyi terk edip kuliste üstümü değiştirdiğimde halen alkış devam ediyordu. O anı
unutamam ve tarifi olmayan mutluluk
yaşamıştım.
“HALEN ÂŞIK VEYSEL'İ DİNLEYEBİLİYORSAK TÜRK HALK
MÜZİĞİ OLDUĞU YERDE DURUYORDUR''
—Türk halk müziği günümüz konjonktüründe
yeterli ilgiyi görüyor mu sizce?
Türk halk müziği
tabi ki ilgiyi görüyor. Ülkemizde yazılı basın ve görsel basın öyle bir hale
geldi ki çok çoğaldı. Bunlar çoğaldıkça bir şeylerde biraz değişti, karıştı
birbirine ayrıca. Ama Türk halk müziğinin yeri her zaman değerini korur. Şöyle
söyleyeyim; aslında çok basit, bugün
halen Âşık Veysel'i dinleyebiliyorsak, halen Pir Sultan'ın sözleriyle yapılmış o
şiirleri, türküleri dinliyorsak Türk halk müziğinin yeri halen bence olduğu
yerde duruyordur.
“İNSAN
HERŞEYDEN İLHAM ALABİLİR''
— Müziğinizi yaparken size
ilham veren unsurlar var mı?
İlham lafı çok objektif bir laftır. İnsan her şeyden ilham alabilir. Yolda
yürürken bir şey görür ilham alır, bir şey düşünerek de ilham alabilir. Bir
manzara resmi görür ilham alır. Kişiye
göre değişir.
— İlham eğer bir şeylerden
etkilenip, bir şeyler ortaya koymaksa, enstrümanda ilham daha yoğun olur diye
düşünüyorum.
Estağfirullah. Herkesin kendine has duygu ve düşünceleri vardır. Bu parmak izi gibidir. Yani benim hissettiğimi siz aynı yerde de
otursak, aynı yere de baksak hissedemezsiniz. ''Siz oraya bakarken ne
düşünüyorsunuz'' desem, siz başka
bir şeyler hissedersiniz, ben başka şeyler hissederim. Bu kişiye göre
değişir ama önemli olan bunları öne
çıkarmak ya da bunları göstermek bir marifettir bence. Siz de muhakkak bir
şeyler hissediyorsunuzdur ama bunu belki aktaramazsınız ya da ifade edemezsiniz.
Ben hissettiğim şeyleri müziğime
aktardığımı düşünüyorum. Melodilerle bir araya getirerek anlatmak istediğim
şeyleri hissederek anlattığımı ve ortaya koyduğumu düşünüyorum. Ama her ne kadar
ben anlatsam da yine benim parçalarımı ya da enstrümantal eserleri insanlar dinlerken farklı şeyler
hissedeceklerdir, farklı duygular içine gireceklerdir. Ben hissettiğim
şeyleri yansıttım diye düşünüyorum.
“YAŞADIĞIM HER ŞEY OLUMLU OLUMSUZ TABİİ Kİ BANA
ÇOK ŞEY KAZANDIRMIŞTIR''
— Sabahat Akkiraz gibi bağlamanızla
eşlik ettiğiniz türkücüler var.
Evet, doğru.
— Bu deneyimlerinizin size
kazandırdıkları oldu mu?
Hayatta yaşanan
her şey bir deneyim, hepsi bir tecrübedir. Sabahat Akkiraz gibi önemli seslerden
birine ben albümlerinde eşlik ettim.
Onun yanı sıra ben kendi müziğimin dışındaki insanlara da eşlik ederim. Bir
dönem Levent Yüksel'le çalıştım, bir
dönem Ahmet Kaya'yla çalıştım, eşim
Sevcan Orhan'a eşlik ediyorum. Bunun
dışında dünyada yapılan, Avrupa'da yapılan etnik festivallerde yer aldım. Uluslararası konserlerde yer
aldım. Sanatçıların arkasında da
çaldım, kendim bizzat alana da çıkıp konserler de verdim. Yaşadığım her şey olumlu olumsuz tabii ki
bana çok şey kazandırmıştır, bunu asla inkâr edemem.
“BAĞLAMA DÜNYADA İLK 5'E GİRECEK ENSTİRÜMANLARDAN
BİR TANESİDİR''
— Bağlamanın bugünkü ve yarınki
yerini, değerini değerlendirebilir misiniz? Yarınını nasıl buluyorsunuz, bugün
ne durumda?
Bağlama deminde bahsettim, bizim kendi öz kültürümüzün,
Anadolu'nun en önemli enstrümanlarından
bir tanesi -ki bana göre de dünya da
ilk 5'e girecek enstrümanlardan birisidir- Neden böyle söylüyorum, niye ilk
5 ya da belli bir sayı, rakam verdim: Çünkü solo olarak çalınabilecek ve tek başına
dinletebilecek enstrümanlar sayılıdır. Bunlardan bir tanesi de bağlamadır. Ama öyle
enstrümanlar vardır ki bir saat dinlersin, kafan şişebilir. O sazın da ayrı bir
özelliği vardır, rengi vardır. Onu da yerinde kullanırsın. Ama bağlamayla her
türlü müziğin içinde, her türlü dünya müziğinin içinde yer alınabilineceğini
düşünüyorum. Bağlama her geçen gün bence
daha iyi yerlere taşınıyor.
“POPÜLER KÜLTÜR VE POPÜLER BİR ANLAYIŞ
VAR''
— Genç neslin gitar çalma hevesi
hakkında ne düşünüyorsunuz? Yeni nesil batı müziğinin etkisi altında? Yanılıyor
muyuz?
Yanılmıyorsunuz. Ama o neden
kaynaklanıyor biliyor musunuz? Popüler kültür ve popüler bir anlayış var. Ben
bildiğiniz gibi konservatuarda öğretim görevlisiyim. Her yılın başında konservatuara öğrenci alabilmek için
yetenek sınavı yapıyoruz. Haliç Üniversitesinde ortalama her sene 100-200
kişi civarında sınava öğrenci girer. Biz o yetenek sınavlarında öğrencilere ''hangi sazı istediğini?'', yani ''ne çalmayı düşünüyorsunuz?'', ''ne
yapmayı düşünüyorsunuz?'' gibi sorular sorarız. Son 2-3 yıl içinde öğrenciler özellikle
neyi tercih ettiler sizce ya da etmişlerdir? Klarnet sazını. Niye? Çünkü popüler bir kültürün içine girdi.
Hüsnü Şenlendirici gibi çalan insanlarla alakalı olduğunu söylemiyorum. Medya bunlara çok önem verdi, çok ön planda gösterdi. Magazin
programını açıyorsunuz bu insanlar var. Saza hiçbir şey söylemiyorum. Saz çok
değerli bir enstürman. Çalan insanlar da çok değerli. Benim hiç o konuyla ilgili
bir derdim yok. Gitar da dünya sazı ve
çok önemli sazlarından bir tanesi. Ve o genç arkadaşların ilgisini çok çekiyor.
— O halde medya,
gençleri yönlendiriyor diyebilir
miyiz?
Evet, zaten öyle bir kuşak var. Yani bunu inkâr edemeyiz. Medyayı takip eden, internet gençliği ve
medya gençliği var. Popüler bir kültür var. Bu gelip geçicidir. Ama bazı temel taşlar vardır. Bunlarda biri de
bağlamadır. Bağlama var olduğundan beri her zaman
vardı, var olmaya da devam edecektir. Çünkü bu bizim kendi özümüz. Gitarı da
çok seviyorum, diğer sazları da. Sonuçta ben müzisyenim. Ben dünya müziğinin ya
da dünya sazlarının her şeyini takip edip dinleyen bir insanım. Ama ben
bağlamamla, kendi öz sazımla beraber olup, o sazımı nereye taşıyabilirim diye
düşündüm. Sonuçta ben de dediğim gibi bir elçiyim. O saz her zaman kalacaktır. Biz geçip gidecek insanlarız yani.
“EŞİMLE BERABER İYİ ŞEYLER
YAPTIK''
— Türk Halk Müziği sanatçısı eşiniz
Sevcan Orhan ile evlendikten sonra yeni bir sinerji, aksiyon oluştuğunu
düşünüyor musunuz?
Tabi. Sevcan
benim öğrencimdi sonra eşim oldu.
Sevcan'ın biz öğrencilik yıllarında zaten belli bir yere geleceğini, bir şeyler
yapabileceğini, yeteneğinin kendini göstereceğini düşünüyorduk ve öylede oldu.
Bunu gerçekleştirdi. Eşim de Türk
halk müziği sanatçısı. Ben bağlama
çalıyorum, o söylüyor ve kendi jenerasyonunda da önemli bir yere gelmiştir. Önemli
taşlardan da bir tanesidir. Birlikte iyi
şeyler yaptığımız oluyor ama tabi zor tarafları da var. İki sanatçının aynı
evi paylaşması, aynı şeyi yaşaması ya da istemesi… Dediğim gibi her ne kadar da
aynı işi yapsak, iki ayrı beyin var,
iki ayrı insan var. Sıkıntılı zamanlar
da oluyor tabi ama güzel şeyler yaptığımızı
düşünüyorum.
“EVLİLİKLER DEĞİL, SAYGI KISA
SÜRÜYOR''
— Günümüzde evlilikler çok kısa sürüyor.
Aşkın hayatımıza bir şeyler katan bir değer olmaktan ziyade tüketilen bir unsur
haline geldiğini görüyoruz. Bunun toplumsal yansımalarını nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Bence evliliklerin kısa sürmesi değil de bireylerin birbirlerine saygıları kısa sürüyor. Çünkü bir
ilişkiyi, birlikteliği ayakta tutan en
önemli şeylerden bir tanesi saygıdır. Sevgi de değil. Çünkü saygı duyarsanız
o sevgiyi de paylaşırsınız, mutluluğu da. Yani saygı bitiyorsa, saygıyı
yitiriyorsanız kısa sürer.
“SON ALBÜMÜN GELİRİNİ ÖZÜRLÜLER VAKFINA
BAĞIŞLADIM''
— Dinleyiciler sizin albümünüzü
neden alsınlar? “Neden” sorusunun cevabını siz verir
misiniz?
İnsanlar bazen yalnız kalmak isterler, kafa dinlemek, bir şeylerden
uzaklaşmak isterler, kimseyi görmek istemezler. O zaman insan yanında bazı yoldaşlarının olmasını
ister. Kimi gider deniz kenarında oturur,
kimi arabasıyla gezmeye başlar, kimi motosikletle. Herkesin kendine has
bir şeyi vardır. Benim albümümü de o yalnızlıklarında dinledikleri zaman kendi yalnızlıkları içinde daha temiz, daha
saf bir ruh haline gelebileceklerini düşünüyorum. Öyle bir albüm. Onun
dışında ben sanatçı ya da bir birey olarak sosyal yaşantının içerisinde görmezden gelemediğimiz ama görürken de
bir şeylerin ucundan tutmamız gereken
şeyler olduğuna inanıyorum. Ben özürlüler vakfında çalışan bir insan olarak,
bu albümün gelirini özürlüler vakfına
bağışladım. Ki hepimiz sonuçta engelli, özürlü adayı insanlarız, her
ne kadar şanslı doğsak da. Bu yaşantının içinde o gördüğüm şeyleri, en azından o
olumsuz olan engelli olan şeyleri, engellerini biraz daha azaltmak,
olumsuzluklarını biraz daha olumlu yöne çevirmek için küçük bir destekte bulunmak istedim,
albümün gelirini bağışlayarak. O yüzden bu albümümü alırlarsa ayrıca böyle
bir önemi olacak.
“İNTERNET KULLANICILARININ, İNTERNETİ GEREKTİĞİ
ŞEKİLDE KULLANMALARINI İSTERİM''
— www.umityilmaz.com
adresinde bir internet siteniz var. İnternetten uzak olmayan bir sanatçı olarak
www.haberaktuel.com okurlarına bir mesajınız
olur mu?
İnternet kullanıcılarına özellikle söylemek istediğim şeylerden bir
tanesi, interneti gerektiği ve
gerektirdiği şekilde kullanmaları… Kafa dağıtmak için bazen oyunlar
oynuyoruz, bazen haberleşiyoruz, küçük
muhabbetlerimiz oluyor. Ama internet kullanıcılarına, o sanal hayatın içinde
de topluma faydalı olması gerektiğini söylüyorum. Haber Aktüel'den, yani takip
ettiğim sitenizden de uzak kalmasınlar. Çünkü yaşantımız içinde çok önemli
noktalara da değiniyorsunuz.
…bitti!