25 Mayıs 2012 Cuma Saat 21:16
ONLİNE

Basın ve Yayın Haber Siteleri
Bookmark and Share
Reklam Alanı
Reklam Alanı
Reklam Alanı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yönetmen (8)
18 Ekim 2010 Pazartesi Saat 00:15
Nereden bakılırsa bakılsın bu rol tam Ümit’e uygun bir roldü.

Sadece bir gözlemci olarak izlediği provalar esnasında kendi kendine rol dağıtımı yaparak oyuna müdahil olmuştu, bağırması gerektiği yerde çok yüksek sesle bağıran bir izleyiciyi canlandırmaya başlamıştı.

Ümit’in hiç hesapta yokken rol çalması ve çaldığı rolün hakkını vermesi önce salonda şaşkınlık yaratsa da sonrasında o rolün yapıştığı bir kimliğe bürünen Ümit’in varlığı ve oyuna katılımı oyuna bambaşka bir hava vermişti.

Aslında Ümit bu oyunda rol yapmıyor, sadece kendini canlandırıyordu. Yapı itibarı ile çok gür bir sese sahip olan Ümit çok kişiye göre barbarlık ve Vandallık olarak nitelendirilecek bağırış çağırışıyla salona ayrı bir heyecan katmıştı.

O güne kadar sessiz sakin bir biçimde salonun en üst kısmındaki engelli koltuklarından birine oturarak sadece gözlemle yetinen Ümit’in birden bire oyuna müdahil oluşu parodiye hoşluk katmıştı.

Gençler artık Ümit’le karşılaştıklarında o’na bambaşka bir gözle bakar olmuşlardı.

Pek çoğu Ümit’in küçük oğlundan bile küçük olan oyuncularla Ümit’in arasındaki dostluk sürekli gelişiyor, ivme kazanıyordu.

Aralarındaki Uludağ kadar yaş farkı olan insanlar bile asgari müşterilerde buluşabiliyor, sevgi ve saygıya dayalı dostluklar kurabiliyorlardı.

Ümit’te gençlerin kendisine gösterdiği seviyeli yakınlıktan çok memnundu, pırıl pırıl olduğuna yürekten inandığı bu gençler arasında bulunmaktan son derece mutluydu.

Yaşamı boyunca, geçmişte yaşadığı çok acı anılarla insanlara karşı katı ve mesafeli davranmayı alışkanlık edinen, bu özelliği nedeniyle insanlara karşı sürekli bir şüphe besleyen ve asosyal davranan Ümit her biri ayrı bir değer olan bu gençlerin çıkarsız samimiyetiyle gençlere karşı çok derin bir muhabbet besliyordu.

Gençlerin her birine ayrı ayrı bir sevgi besleyen Ümit gençlerle birlikte olmaktan, onlarla konuşmaktan ve çoğunu gençlerin oluşturduğu bir bütünün parçası olmaktan müthiş bir keyif alıyordu.

Biz bir takımız diyordu sık sık ve bu söyleminde de çok ama çok samimiydi.

Belirtilen günde oyuncular ilk temsile çıkarken, Ümit, salonun izdihama varan bir kalabalıkla işgal edileceğinden, bu durumun da oyucuları izleyicilerin arasına dağılarak oyuna dahil olmasını imkansız hale getirdiğinden, bütün oyuncuların sahneye çıkması kararlaştırılmıştı.

Ümit fiziki engelini dikkate alarak sahnede düşeceğinden korkmuştu, devre arkadaşlarını, provaları izlediği en arkadaki engelli koltuklarından birinden izlemeye kararlıydı.

İlk gece oyuncular gerçekten de muhteşem bir performans sergilemişlerdi, seyirciler tarafından ayakta alkışlanmışlardı. Kıskançlığı aklına bile getirmeyen Ümit devre arkadaşlarının muazzam başarısıyla gururlanmış, onların her türlü övgüyü hak eden oyunculuk yeteneklerini sergilemelerinin karşılığında aldığı alkışa gıpta etmiş, en kısa zamanda sahneye çıkması konusunda cesaretlenmişti.

Nasıl olsa Ümit’in katılacağı oyunda oyuncular oyunlarını oturdukları yerden icra ediyorlardı öyleyse Ümit’in de sahneye çıkmasında hiçbir sakınca yoktu.

Bir sonraki hafta sahnenin açılma saatinden bir saat önce Ümit kulise inmiş, katılacağı oyunun sırası gelene kadar küçücük odada heyecanla beklemişti.

Nihayet sıra Ümit’in de katılacağı Kaos adlı oyunun sergilenmesine gelince diğer oyuncular gibi Ümit’te karanlık sahneye çıkmış, bir tabureye oturarak ışıkların yanmasını, oyunun başlamasını beklerken kalbinden gelen gümbürtünün salondan da duyulacağından endişe ediyordu.

Oyun başladığında Ümit pür dikkat sahnedeki oyuna odaklanmıştı, sıra kendisinin gürleyeceği bölüme kadar kalabalık içindeki her hangi birini canlandırıyordu.

Senaryo gereği erkekler erkeği, kadınlar kadını çılgınca destekliyor, karşı cinsi ve yandaşlarını mat edebilmek için çıkarabildikleri kadar gürültü ve şamata yapıyorlar, ortaya gerçek bir karmaşa sahnesi koyuyorlardı.

Oyunun finaline doğru program yöneticisinin söz verdiği erkek eski karısından şikayet ederken sergilediği acımazlık ve vahşetin inanılmazlığıyla Ümit birden oturduğu yerden ayağa kalkıyor ve çok yüksek sesle, YUUUUUHHH BEEE, bu kadarı da olmaz ki zalim kadın diyerek kadını protesto ediyordu.

Ümit’in çok yüksek volümlü sesi belki de salondan dışarı taşıp caddeye ulaşırken seyirciler oyunun sonunda bütün oyuncuları ayakta alkışlıyorlardı.

Ümit inanılmazı başarmış, engelli olduğu için çıkamayacağını sandığı büyülü sahneye çıkmış, arkadaşlarının ve seyircilerden bir kısmının daha sonra söylediğine göre rolünü inanılmaz gerçekçilikte oynamıştı.

Oyuncular oyun bitiminde kulisteki bekleme odalarında finali beklerken Ümit’i hararetle tebrik ediyorlardı.

Bir rüya gerçek olmuş, Ümit nihayetinde sahneye çıkmış, korkudan ölecek kadar heyecanlandığı halde sıra ona geldiğinde heyecanını bastırabilmiş ve rolünün hakkını vermeyi başarabilmişti.

Aslında Ümit’in yanındaki çocuklar oyunculuk konusunda o kadar başarılıydılar ki onların olduğu yerde, onların inanılmaz moral desteğiyle başarılı olunmaması adeta mümkün değildi.

İlk sahne korkusunu üzerinden atan Ümit bir sonraki gösteride de sahneye çıkmakta kesin kararlıydı. Oyunun başlama saatine yakın kuliste rastladığı yönetmen yardımcısına bir düşüncesinden bahsetti ve desteğini istedi.

İlk bakışta Ümit’in istediği son derece masumdu ve uygulanmaması konusunda da hiçbir neden yoktu.

Geçen hafta sergilediği performanstan güç alan ve moral alan Ümit işi biraz abartmıştı, sahnede sıra kendisine geldiğinde kâğıtta yazılı olan senaryonun dışına çıkılacak, doğaçlama yapılacaktı.

Yönetmen yardımcısı, yönetmene bilgi vermeden ve yönetmenin itirazına fırsat tanımadan emrivaki yapılmasını isteyince Ümit’e gün doğmuştu, sahnedeki rolüne şimdiden konsantre olmuştu.

Televizyon moderatörünü canlandıran arkadaşa da konuyla ilgili bilgi verilince bütün hazırlıklar bitmişti. Sıra, oyun sırasında televizyona dışarıdan telefonla katılan bir seyircinin Ümit’e hışımla çıkışmasıyla renklendirilecek bölümün uygulanmasına gelmişti.

Dışarıdan telefonla yayına katılan kişi evden ekmek almak için ayrılan Ümit’i canlı yayında görünce o öfkeyle telefonla programa bağlanarak Ümit’i kıyasıya eleştiren eşinden başkası değildi.

Öfkeli kadın, televizyonda gördüğü eşi Ümit’e çok kızgın olan ve gözün kör olsun; hani eve ekmek getirecektin diye haşlayan eşiydi.

Ümit eşinin telefonla programa bağlanmasından ve kendisini acımasızca eleştirmesi karşısında büyük bir pişmanlık yaşıyordu ve eşi ne derse desin alttan almaya çalışan bir role bürünüyordu.

Ve sesini mülayim bir insanın ses tonuna çekerek, kadının her isteğine, sen nasıl istersen hayatım, sen nasıl emredersen öyle olsun bir tanem, yeter ki sen diyerek sahneyi terk ediyor, can havliyle kendini kulise atıyordu.

Diğer oyuncular da sahneyi terk edip bekleme odasına geldiklerinde Ümit’i bir kez daha tebrik etmeden geri duramadılar. Ümit sevinçten havalanmış gibiydi, sanki ayakları yerden kesilmişti.

Oyunun sonundaki alkış tufanına bakılırsa seyirci oyunu çok beğenmiş ve ayakta çılgıncasına alkışlamıştı.

Ümit sergilediği üstün performansla hocadan hakkı olan bolca övgüyü almayı beklerken tam tersi olmuş, hoca o gece yaşanan bir dolu aksaklıkla beraber kendisine danışılmadan yazılı metne ilaveler yapan yönetmen yardımcısını da asık suratla kınamıştı,

Yazılı metnin biraz dışına çıkarak doğaçlama yapmalarını teklif eden Ümit olduğu halde, yönetmenin yönetmen yardımcısına acımasızca eleştirmesi Ümit’in canını çok sıkmıştı.

Bir sonraki yazısında, hocanın tutumunu yerden yere vurmuş ve dün gece diğer aksilikler olmasaydı bizim yaptığımız doğaçlama hoca tarafından da takdir görecekti demesi bardağı taşırmıştı.

Hoca bir sonraki prova öncesinde Ümit’i deyim yerindeyse sigaya çekmiş, yaptığı densizliğin hesabını soruyordu.

http://blog.milliyet.com.tr/Print.aspx?BlogNo=268778

Bu yazı toplam 155 defa okundu.
Bookmark and Share
Reklam Alanı
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Ayşegül DOMANİÇ YELÇE
Tam bir yıl oldu O’nu kaybedeli…
ARŞİVDE ARA
ETİKETLER
Reklam Alanı
Reklam Alanı
Reklam Alanı