Shakespeare’in III. Richard’ı, Sam Mendes’in rejisi ve Kevin Spacey’nin olağanüstü oyunculuğuyla İstanbul’da hafta boyunca sahnelendi.
Oyunun hatırlattığı şu: Politik çalkantıları fırsat bilip iktidarı ele geçiren acımasız tiranlar hep vardı ve hala var.
Alin Taşçıyan / İSTANBUL
Yoktur
yeryüzünde öyle ‘iğrenilesi’ ve ‘korkulası’ bir yaratık... Adını
taşıyan oyunda iki kez bu şekilde aşağılanan Shakespeare’in III.
Richard’ı misali, politik çalkantıları fırsat bilip iktidarı ele geçiren
acımasız tiranlar ise hep vardı ve hala var... İnsanı eciş bücüş eden
ne sırtındaki kamburdur ne üzerlerinde dik duramadığı bacakları...
Nefret, öfke, tahammülsüzlük, sevgisizlik, acımasızlık, vicdansızlık,
bencillik, benmerkezcilik, hırs, haset ve adaletsizliktir onu
çirkinleştiren ve kötüleştiren.
III. Richard oyun boyunca
kurbağanın yanı sıra yaban domuzu ve köpek sıfatlarıyla anılır.
İnsanların sırf yaradılışları dolayısıyla hakir gördüğü, korktukları
için öfke ve nefretlerini yönelttikleri varlıklar bulunur ne yazık ki...
Annesinin rahminden ters çıkmasına ve engelli olmasına batıl anlamlar
yüklendiği için kimbilir ne rahatsız edici bakışlar altında, kimbilir ne
kadar yaralayıcı bir yalnızlık ve sevgisizlik içinde büyüyen; İngiltere
tahtı için yapılan Güller Savaşı’nda gözünü kırpmadan kan döken ve
saray entrikalarının en hasını öğrenen Richard’ın iktidar yolunda ne
kardeş ne yeğen tanımaması bizi niye dehşete düşürsün ki?
Dinamik reji, işlevsel sahne düzeni...
Old
Vic Tiyatrosu’nun Sam Mendes rejisiyle sahneye koyduğu “III. Richard”ı
Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ndeki ikinci temsilinde izlerken, zamanın nasıl
geçtiğini anlayamayacağımız kadar hızlı ve dinamik rejiye, son derece
yalın ama azami derecede işlevsel sahne düzenine, özellikle yan yana
sıralanmış kapılardan oluşan dekorun çokişlevliliğine, film ve video
projeksiyonu kullanımının sağladıklarına, dekora yansıyan gölgelerle
dışavurumcu sinemaya gönderme yapan ışıklandırmaya, Kraliçe Elizabeth’in
bordo elbisesi ve kan lekeleri dışında ara tonları zengin siyah beyaz
bir oyun izliyormuşuz etkisi yaratan renk skalasına odaklanıyorsunuz
öncelikle.
Oyunun bu yorumunda özellikle vurgulanan, savaşlarla
yozlaşmış bu ortamda Richard misali acımasız bir tiranın bir süreliğine
de olsa yükselmesinin kaçınılmaz olması. Ayrımcılığın, sömürünün ve
bölgesel savaşların tırmandığı dünyamızın liderlerine bakıp kimlerin
eline kaldık diye hayıflanırken onları iktidara taşıyan siyasi çevreyi
ve koşullarını da görür gibi oluyoruz. Militarizm ve savaşları
Richard’ın üniforması; parlamenter rejimin yozlaşıp parlamento
kürsülerinin propaganda araçları haline gelmesini Buckingham’ın
demagojik konuşması; medya yoluyla halkın manipülasyonunu
projeksiyonlar; dini duyguların sömürülmesini Richard’ın sahte
keşişlerle duası temsil ediyor. Libya’da sahnelense Libyalılar
Kaddafi’yi, Suriye’de sahnelense Suriyeliler Esad’ı ve nice ‘seçilmiş’
dünya lideri şaibeli ilişkileri ve ahlaki düşkünlüğüyle III. Richard’a
‘oldukça’ benzetilecektir. Sadece tahakküm etmek ve itaat edilmek
isteğinin ardında ‘tek adam’ olarak saygı görme ihtiyacı yatıyor. Asla
sevilmeyeceğinden o kadar emin ki kadınları bir arzu nesnesi ya da
iktidar aracı olmaktan öte varlıklar olarak göremiyor. Oysa “III.
Richard”ın kadınları tarihte oldukları gibi güçlü ve etkinler, çünkü
öldürülen kocalarını ve çocuklarını çok seviyor ve onların kaybından
dolayı lanetliyorlar eli kanlı kralı. Sık sık hayalet gibi beliren,
kocasını ve oğlunu öldüren Richard’ı ve bu cinayetlere seyirci kalanları
lanetleyen Kraliçe Margaret ilahi adaleti temsil ediyor.
Richard
istediği mevkiye ulaştığında alaşağı edilme korkusu ne o alaycılığından
eser bırakıyor ne de artık zevk alıyor zaaflarla oynamaktan...
Düşmanlarını yok ettikçe artıyor yalnızlığı. Kevin Spacey’nin oyunu da
‘acılaşıyor’... Güldürmüyor artık. Oyunun hemen başında “Madem kimsenin
sevgilisi olma şansım yok, / Ben de karar verdim kötü adam olmaya / Bu
hoş günlerin boş zevklerinden nefret etmeye” diyen ‘eğlenceli’ kötüden
iz kalmıyor geriye. “Yoksun bırakıldığı insanlık kalıbından” nefret
ettiği için sonunu kendi eliyle hazırlamış gibi görünüyor o ünlü
finaldeki savaş sahnesinde “Bir at, bir at! Bir ata krallığım!” diye
haykırırken...
Bu yazı toplam 167 defa okundu.